Gençler için ekran; Odyse-
us'un başını döndüren ve
karşı konulmaz bir çağrı gü-
cüne sahip olan Sirenler kadar çe-
kici. Televizyon, video, bilgisayar;
adı ne olursa olsun, her çeşit ekran
insanlığın yeni kabesi durumunda.
Video oyunları, cd-romlar,
DVD'ler ve belki de şu dakikada pi-
yasaya sürülmekte olan yepyeni
icatlar geleceğimizi görsellik üzerine
kurdu.
Bu gelişme tersine çevrilemeye-
ceğine göre, insanoğlunun geçmiş
kültürünün bu yeni dile nasıl aktarı-
lacağını düşünmek zorundayız.
Çünkü bu birikim ne yazık ki gen-
lerle kuşaktan kuşağa aktarılmıyor.
Doğan her insan bireyinde,
dünyanın birikimi sıfırlanıyor.
Her insan bireyi, her şeyi yeni
baştan öğrenmek, her şeye sıfır
noktasından başlamak zorunda.
Bir insanın Roma'da St.Peter
Ketadrali denilen muhteşem ese-
rin ya da Kudüs'teki görkemli ya-
pıların, İstanbul'da Aya Sof-
ya'nın, Mavi Cami'nin ya da Mı-
sır'da piramitlerin dibinde doğmuş
olması ona hiçbir şey kazandırmı-
yor. Kendi doğumundan binlerce
yıl önce yapılmış ve insanoğlunun
ulaştığı zirveleri simgeleyen bu
eserlerin dibinde, sıfır noktasında
doğuyor her çocuk.
Ve doğan her yeni bireyde dün-
ya kültür birikimi, Sisyphos'un
binbir güçlükle zirveye çıkardığı ka-
ya gibi aşağı yuvarlanıyor.
O zaman şu soru çıkıyor ortaya;
bilgi çağında, dünyadaki bilim, sa-
nat ve kültür mirası yeni kuşaklara
nasıl aktarılacak?
Gençler hangi yöntemlerle ken-
dilerinden önce kurulmuş olan
dünyanın uzantısı olabilecekler?
★★★
Bir başka önemli konu da ahlaki
ve insani değerler.
İnsanlık, bu değerler sistemine
büyük acılardan sonra ve kısmen
ulaşabildi. Ama ne yazık ki dünya-
nın her yerinde geçerli ve her kül-
türde ortak paydaya sahip bir de-
ğerler sisteminden bile söz edemi-
yoruz.
Teknoloji transferi, bu değerler
açısından da sorunlar yaratıyor.
Çünkü belirli bir teknolojik dü-
zeye ulaşan toplumlar, yalnız tekno-
lojide ve bilimde değil, ahlaki ve in-
sani değerler sisteminde de üç aşa-
ğı beş yukarı aynı noktaya varıyor-
lar.
Paralel ve dengeli bir gelişme
sürecinin sonucu olarak; teknoloji-
nin yeni buluşlarını kullanmak için
gerekli olan toplumsal, hukuki ve
ahlaki düzenlemeleri de başarabili-
yorlar.
Ama o uygarlık seviyesinin icat
ettiği teknolojiler, buna hiç hazır ol-
mayan ülkeler tarafından kolayca
satın alınabiliyor.
Televizyon yayıncılığını örnek
alalım.
Az gelişmiş toplumlarda, sanayi
ülkelerinden satın alınarak uygula-
maya konulan özel televizyon ka-
nalları, bu aleti bir silah olarak kul-
lanabiliyorlar. Böyle bir durumda
televizyon denilen buluş, kişi hakla-
rına tecavüz eden, toplum ve sistem
üzerinde çok zararlı etkileri olan yı-
kıcı bir alete dönüşüyor.
Bir grubun siyasi ve ticari çıkar-
ları için kullanılan bir suikast silahı
vazifesini görüyor.
Çünkü o toplum, bu teknolojiye
uygun hukuki düzenlemelere, te-
mel hak ve özgürlükleri güvence al-
tına alan yasalara ve ahlaki pren-
siplere sahip olacak olgunluğa eriş-
memiş.
Bu örnek taşınabilir telefonlar-
dan, telefon dinleme aygıtlarına,
uydulardan silahlara kadar her
alanda geçerli. (Devam edecek)
