İnsanın, düşünce ve yorum olarak anlaştığı dostlarıyla sohbet etmesi büyük bir zevk kaynağıdır: Fikirler fikirleri açar, yepyeni yorumlar yapılır, bu dostlar karşılıklı olarak birbirini zenginleştirir. Türkiye’de bizimle aynı frekansta olan insanlar eskiden daha çoktu, bu yüzden de zevkli tartışmalar daha sık yaşanırdı. Ne yazık ki yeni Türkiye sığlaştı, paranın ve iktidarın önemi çok arttı, en alt düzeydeki gündelik dedikodulardan başka pek az şey tartışılır oldu. Gençliğin büyük bölümünün beyni tüketim modelleriyle omlete çevrildiği için (istisnalar dışında) hayatını tüketime ve gırgır geçmeye odaklamış olan bu kesimi saymıyorum bile. Ama okuyan yazan insanlarda bile “başarı ve para öyküleri”, “kişisel gelişim rehberleri” entelektüel hayatın yerine geçirilmeye çalışılıyor ve bu durum da Türkiye’yi büyük bir kültür çölüne çeviriyor. Bu nedenle Can Yayınları’ndan çıkan “Şimdi ve Burada” adlı kitap ilaç gibi geldi ve ben birkaç gündür Amerikalı yazar Paul Auster ile Güney Afrikalı yazar J.M. Coetzee’nin mektuplaşmalarını büyük bir zevkle okuyorum; düşünüp de çevremle paylaşmakta ya da ikna etmekte güçlük çektiğim birçok tezin, bu iki düşünür/yazarın metinlerine sinmiş olduğunu görmekten memnun oluyorum. Size kitaptan bir kaç örnek vermek isterim. Hem de ekonomi alanında: Coetzee mektubunun bir bölümünde George Soros’un bir sözünü aktarıyor: “Bugünkü mali krizin belirgin bir özelliği, herhangi bir dış darbeden kaynaklanmamış olmasıdır. Krizi sistemin kendisi yarattı.” Buna, Paul Auster Columbia Üniversitesi’ndeki Mark Taylor adlı profesör arkadaşının kitabından yaptığı bir alıntıyla karşılık veriyor: “1970’lerin sonundan bu yana yeni bir tür kapitalizm ortaya çıktı, finans kapitalizmi. Kapitalizmin, önceki biçimlerinde (yani endüstriyel kapitalizm ve tüketim kapitalizminde), insanlar mal ve hizmetin alım satımıyla zengin olurlardı. Oysa finans kapitalizminde… finans pazarları, gelişmiş bir bul karayı-al parayı oyununa dönüştü, oyunun dümeni de Melville’in kurnaz Üçkağıtçısı’nın elinde.”

Arkadaşlarına yıllardır “Rekabete ve daha iyi, daha ucuz mal üretmeye dayanan serbest piyasa ekonomisi” ile bugünkü kapitalist diktatörlüğün aynı şey olmadığını anlatmaya çalışan ve hayret dolu bakışlarla karşılaşan ben, Amerika’dan gelen bu satırları okuduğum zaman memnun oluyorum elbette. Çünkü Columbia’nın bir profesörü bile, bizimkilerin pek hayran olduğu yeni finans dünyasını “Üçkağıtçılık” olarak nitelemekten çekinmiyor. Bizim azgelişmiş ortamımızda siz bu fikri öne sürdüğünüzde ise “çağı anlamayan birisi” oluyorsunuz.

Ne yazık ki her sayfası ilginç olan bu kitabı özetlememe olanak yok ama size -yine bu konuda- Nobel ödüllü Coetzee’nin fikirlerini sunayım: “Kabaca 1970’ten bu yana, hayli kötücül bir vizyonun propagandası yapıldı, teşvik edildi ve gezegenin tamamına yayılmasına izin verildi; insanların maddi gereksinimleri için… herkesin herkesle yarıştığı birer kişisel çıkar ve ekonomik faaliyet makinesi olduklarını belirten vizyondu bu. Bunun sonucu olarak, siyasal yaşamın nasıl olması gerektiği konusunda alçakça bir kavram yaygınlaştı; o da politikanın nasıl yapılması gerektiği konusunda hayli aşağılayıcı bir görüşe yol açtı.”

Bu satırlara Paul Auster, iki grup arasındaki çatışmayı özetleyerek cevap veriyor. Ona göre birinci grupta; “Amerika’nın ayrıcalıklı olduğuna, dizginlerinden boşalmış bir kapitalizme ve herkesin kendine yonttuğu bir iti ite kırdırma zihniyetine inananlar” var. Öte yanda ise diğerleri, yani yazarların da içinde bulunduğu “Adil toplum diyeceğimiz düzene; insanların birbirine karşı sorumlu olduklarına inananlar” yer alıyor. Noam Chomsky gibi seçkin düşünürlerin de içinde yer aldığı bu “kapitalist diktatörlük” eleştirileri yanında, Türkiye gibi bir ülkede yoksulları bile saran “kolay zengin olma tutkusuna, iletişim teknolojisine, tüketime ve okyanus ötesi popüler kültüre tapınma” olgusu nasıl açıklanmalı acaba? İnanın; Seçkin Selvi’nin güzel Türkçesiyle çevirdiği bu kitabı okurken, eski dostalarımı bulmuş gibi sevindim. Çünkü ne yazık ki “yeni Türkiye’de” böyle aydınların sayısı çok azaldı.