Türkiye’de Ermeni tartışmaları yoğunlaştı ama bence yine çözümsüz bir yola girdi. Bu konuda kimsenin ciddi bir adım atma niyetinde olduğunu sanmıyorum. CHP ve hükümet bir araya gelerek bu konuda bir gündem yarattılar ama yanlış bir gündem bu. “Mavi Kitap konusunda İngiltere parlamentosuna mektup yazmak iyi bir fikir değil. Hiçbir sonuç çıkmaz. Mektup dosyalar arasında kaybolur gider” demiştim. Bu fikrimi Bülent Arınç’a da anlattım. Meclisin itibarını boşu boşuna zedelememelerini tavsiye ettim. Dün Milliyet Gazetesi’nde Nevsal Elevli’nin haberini okurken, İngiliz tarihçi Andrew Mango’nun da aynı şeyi söylediğini gördüm. Bakın, “Atatürk” ve “Günümüzde Türkler” kitaplarının yazan Andrew Mango ne diyor: “Mektubun parlamentoyu harekete geçireceğini düşünmüyorum. İngiliz parlamentosu, Fransa ve İsveç parlamentolarına benzemez, tarih yazarlığı vazifesini üstlenmez.” Andrew Mango ayrıca, bilenen bir gerçeğe de gönderme yapıyor ve diyor ki: “Zaten Ermeni sorunuyla ilgili kitabın iki yazarından biri olan tarihçi Arnold Toynbee, daha sonra itirafta bulunarak kitabın tek taraflı olduğunu söylemişti. Hiçbir önemli tarihçi bu kitaba belge olarak bakmaz.” Aklın yolu bir. Geçen perşembe Meclis’te, bu girişimin yararsızlığını anlatan bir konuşma yaptım. Görüşümü tekrarlıyor ve bu mektubu yazmaktan vazgeçmeyi öneriyorum.
Uzun zamandır belirtmekte olduğum gibi bu konu, uluslararası platformda “yas” çerçevesinde ele alınmalı. Uygar toplumlarda ölenin ardından ne yapılır? Yas tutulur değil mi? Biz de “Birinci Dünya Savaşı trajedisinde hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun hayatını kaybeden bütün Osmanlı yurttaşları için yas tutuyoruz” diyebilmeliyiz. Acı çekme tekeli diye bir şey yoktur. Kimse “acı ve yas” kavramlarını tekeline alamaz. Ermeni ideologları da böyle bir tekeli dünyaya kabul ettiremezler. İşin can damarı burada. Bizler savunma refleksinden ve bir imparatorluk kaybettirmiş olan ittihatçıları koruma dürtüsünden vazgeçebilsek, bu konuda dünyayı ikna edecek müthiş açılımlar yapabiliriz ama ne yazık ki buna kafalarımız hazır değil. Bu hassas konuya yaklaşırken, ilk diyalogun sanatçılar ve kültür adamları arasında olması gerektiğini vurguladığımı ve bunu UNESCO çatısı altında yapmak istediğimi biliyorsunuz. Harvard Üniversitesi’ndeki “Conflict Management Group”da aynı fikirde. Uluslararası sorunları çözmek için işe sanatçı ve kültür adamlarıyla başlama tekniğini benimsiyorlar. İnsanlığın ortak aklına karşı niye direnmeye çalışırız bilmem ki!
