Evet; devam etmekte olan bir duruşmayı ya da soruşturmayı etkileyecek açıklama yapılamaz. Evet; yargı kararları hepimizi bağlar. Evet; savcılar ve yargıçlar bağımsızdır. Bunları ilke düzeyinde hepimiz biliyoruz. Ama yine biliyoruz ki Türkiye gerçeğinde yasama, yürütme ve yargı erkleri kağıt üzerindeki kesin ayrılığı pratikte sürdüremez. Bu üç erkin yüzde yüz ayrılığı, Türkiye için bir ütopya düzeyinde kalmıştır. Bu yüzden hükümet bazı yargı kararlarını beğenir, bazılarını beğenmez. Yakınlardan iki örnek vereceğim size:İstanbul’da bir mahkeme “Ermeni Konferansı” diye bilinen toplantının yapılma girişimini iptal etti ama bizzat Adalet Bakanı, mahkeme kararının yanından dolaşmanın yolunu gösterdi. (Politik olarak doğru bir davranıştı ama biz şimdi bunu değil, yargının bağımsızlığını, mahkeme kararlarının bağlayıcılığını tartışıyoruz.) Şimdi hükümet, Rektör Yücel Aşkın’ın koluna girilerek tutuklanmasını “yargının bağımsızlığı” açısından değerlendiriyor ve rektörlerin bu işe karışmamalarını istiyor. Demek ki yargı kararları, hükümetin beğenmesine, onaylamasına bağlı. 3 Ekim öncesinde bir konferansın yapılması hükümetin işine gelince mahkeme kararı aşılabilir ama ilerici bir rektör tutuklanınca yargının işine müdahale edilmez.
Rektör Yücel Aşkın olayında kamuoyunu ve vicdanlı kişileri rahatsız eden belirtiler var. Hem biçim, hem öz yönünden soru işaretleri artıyor. Birçok yazarın belirttiği gibi kaçma olasılığı bulanmayan bir üniversite rektörünün kollarına girilerek gözaltına alınması çirkin. YÖK Başkanı Erdoğan Teziç’in açıkladığı üzere, 1999 yılında göreve başlamış bir rektörün, 1998 yılında yapılmış bir ihaleden dolayı yargılanıyor oluşu kolay kolay anlaşılır bir iş değil. Daha önce rektör Azerbaycan’da iken evine girilip arama yapılması da bir düşmanlık ifadesi gibi. Bütün bunlar kafalarda soru işaretleri oluşturuyor. Adalet simgesinin gözü bağlı olarak resmedilmesi estetik kaygıdan değil, tarafsızlık ilkesinden kaynaklanmıştır. Adalet dağıtan kurumların, sanığın kim olduğuna bakmadan, hatta bunu bilmeden görev yapması gerekiyor. Ama “Avukatların yarısı PKK’lı” diyerek peşin hüküm veren bir savcı, bu kurala ne kadar uyuyor siz karar verin.
