Ne diyor bir halk şairi: “Bulut dağlara, karga bağlara, cahil çağlara gölge düşürür.” Ben, “Bütün kötülüklerin anası olan cehalet”ten çok korkarım. Halkın cehaleti kötüdür ama aydının cehaleti en kötüsüdür; çünkü zararlıdır, tehlikelidir. Cumartesi akşamı Fox TV’de gösterilecek VEDA filmi dolayısıyla bu büyük tehlikeyi bir kez daha gördüm. Hem film çıktığı zaman, hem de 10 Kasım dolayısıyla öyle yayınlar yapıldı, ekranlarda öyle zırvalar ortaya döküldü ki “Yahu bu ülkede hiç mi aklı başında aydın kalmadı?” demeden edemedim. Kendim için değil ama filmde çalışan yüzlerce kişinin emeğini savunmak adına bu adamlara biraz haddini bildirmek zorundayım. 1 milyon seyirci Bir film niye yapılır: Halka göstermek için değil mi? VEDA gösterildi ve sulu komedi olmamasına rağmen 1 milyonu aşkın izleyici tarafından ayakta alkışlanarak, gözyaşları içinde izlendi. Yurt dışında sinema otoriteleri tarafından övgülere boğuldu. En prestijli eleştirmenler örgütü olan “FİPRESCİ” genel sekreteri Klaus Eder bile “Türkiye bu çapta bir filmi nasıl başardı? Hollywood bu seviyeyi ancak onlarca katı fazla para harcayarak yakalayabilirdi” diye yazdı. Münih’teki ARRİ firması (ki 30’dan fazla Oscar heykeline sahip en önemli kuruluştur. Bizden bir önceki filmi Tarantino yapımıdır), filme hayranlığını belirtti, çeşitli Alman film şirketlerini “Türkler müthiş bir şey yaptı. Gelin izleyin” diye davet etti. Paylaşım sitelerinde gençler “Hayatımızda gördüğümüz en güzel film”, “20 kere izledim. Her seferinde ağlıyorum” diye haykırdı. (İsteyenler VEDA’nın resmi Facebook sayfasına girip 49.000 gerçek seyircinin ne heyecan verici şeyler yazdığını okuyabilirler.) Bu durumda bir yönetmen ne isteyebilir. Türkiye’ye ilk ve tek Atatürk sinema filmini kazandırdık diye keyiflenir değil mi? Ne mümkün! Kompleksli, cahil ve kötü niyetli sözüm ona “aydın” takımı filme kancasını taktı? Önce; “Atatürk filmleri” diye bir kategori çıkardılar. A benim cahil aydınlarım: Atatürk filmleri diye bir şey yoktur. Ortada bir sinema filmi, birkaç canlandırmalı belgesel ve TV dizileri vardır. VEDA Atatürk’ü konu alan tek sinema filmidir. Ayrıca öyle bile olsa filmlerin hepsi bir çuvala atılıp, toptan değerlendirme yapılamaz. Her biri tek tek ele alınır. Ama öyle yapmadılar. Efendim Atatürk filmi niye yapılamıyormuş diye tartışmaya başladılar. Çoğu da filmi görmeden. Gidip halka sorun bakalım yapıldı mı yapılmadı mı? Kimi diyor ki; “Efendim Atatürk’ün çocukluğu, annesiyle ilişkisi, üvey babasına duyduğu öfke, aşkları anlatılmadan film yapılamaz.”A be canlarım: Bu dediklerinizin hepsi VEDA’da var. Ayrıca “Atatürk öpüşemez, bu bir tabudur” diyenler VEDA’da Atatürk’ün Latife hanımı dudaklarından öptüğünün bile farkında değiller. Aynen cuma namazında camiden çıktığının farkında olmadıkları gibi. Filmin eleştirilecek yanı yoktur iddiasında olamam. Elbette her film eleştirilir ama bu kadar cahilce, kötü niyetli ve önyargılı biçimde değil. Biz bu filme yıllarımızı verdik. Siz de iki saatinizi verip dikkatlice izleyin lütfen. 10 Kasım akşamı Kanaltürk ekranında nispeten düzeyli bir program vardı ama beyaz saçlı bir tarihçi saçmaladı durdu: Efendim Latife hanım köşkünden İzmir yangını görünmezmiş. Oysa bal gibi görünür, körfeze hakim bir konumdadır. Bu arada filmde hata bulmak için çırpınırken büyük bir yanlışa imza attılar. Stüdyo ekranında Atatürk ve konuğunu gösteren haber filmindeki zata Nadir Şah dediler. Oysa orada görülen kişi İran Şahı Pehlevi’ydi. Latife hanımın yeğeni olduğunu söyleyerek dünyayı sadece Latife-Fikriye penceresinden seyreden zat “Fikriye’yi Atatürk yaverine öldürtmüştür. Film niye bu tarihi gerçeği yansıtmıyor” demeye getirdi. Yani o da “Atatürk’ü niye kadın katili olarak göstermedin?” derdinde. Sonra da şu inciyi patlattı: “İzmir’deki İngiliz gemilerinin limanı 24 saat içinde terketmesi emrini veren Mustafa Kemal Paşa değil, teyzem Latife hanımdır.” Biz filmde Latife, Paşa’nın bu emrini İngilizce’ye çevirdi diye göstermiştik. Meğer harp içinde bu emri veren başkomutan değil, genç bir kız olan Latife’ymiş. (!) Tamam oldu, biz de yuttuk bunu.

Başka birisi eleştiriyor: Bu filmlerde danışman kullanmıyorlar. Ona diyoruz ki, “Estağfurullah. Ne haddimize. Asker, sivil pek çok danışmanla çalıştık.” Adam dinlemiyor bile. Bir senaryonun yazımı en az iki yıl sürmeli diyor. Evet doğru. Biz iki yıldan da fazla çalıştık. Bu arada filmi eleştiren her kişi zaman zaman gözlerinin dolduğunu, eşinin ağladığını falan anlatıyor. Ama Ali Murat beyin sözleri dışında dişe dokunur laf söyleyen olmuyor. Ve doğrusu bu program da diğerleri gibi bende büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. VEDA için değil. Çok şükür, film seviliyor, izleniyor, övgülere boğuluyor. Ama bu ülkenin basın ve aydın kalitesi üzerindeki soru işaretleri her geçen gün artmakta. Halkın sevdiği bir Atatürk filmini boğmak için bu ne telaş, bu ne çırpınma.

Beyler, hanımlar: Size kötü bir haberim var. Düzgün bir sanat eserini gömmeye hiçbirinizin gücü yetmedi, bundan sonra da yetmeyecek. VEDA, halkın gönlündeki yerini hep koruyacak. Size geçmiş olsun!