Ekonomik kriz, cinayetler, siyaset geri-
limleri arasında kimsenin böyle şey-
lerle uğraşacak vakti ve sabrı var mı
bilmiyorum ama bendeniz, zaman zaman
güncelliğin dışına çıkarak ilgimi çeken konu-
larda yazmayı sürdürmek niyetindeyim.
Yıllardır bu ülkenin mürekkep yalamış
kesiminin köksüzlüğü üzerine düşünüp -ki-
mi zaman da yazıp- duruyorum.
Son günlerde tekrar elime aldığım bir ki-
tap bu konudaki düşüncelerimi pekiştiriyor.
İbnü'l-Arabi'nin Füsusu'l-Hikem'i se-
kiz yüzyıldır dünyayı çok etkilemiş olan, mu-
azzam bir eser. Fakat kendini kolay ele ver-
meyen, ilk okuyuşta çelişkilerle doluymuş
gibi görünen bir kitap bu.
Böyle metinler "şerh" ediliyor, yani üze-
rine açıklamalar yazılıyor.
İbnü'l Arabi'nin müridi Sadrettin Ko-
nevi de bu kitabı açıklamaya gayret etmiş
ve o tarihten beri Füsusu'l Hikem üzerine
pek çok açıklama yazılmış.
Elimdeki kitap şair, bestekâr ve düşünür
Ahmed Avni Konuk'un tercüme ve şerhi.
Ahmed Avni bey bu eseri 1915 ile 1928
yılları arasında hazırlamış.
Yani 13 yıl boyunca çalışmış, göz nuru
dökmüş; bu büyük yapıtı hem tercüme et-
miş hem de yeni bir eser meydana getirerek
açıklamalarını yapmış.
Tarihimizin en çalkantılı 13 yılını çalışa-
rak geçirmiş.
Daha sonra bu eser yıllarca basılmamış.
Çünkü Cumhuriyet devrinin böyle çalışma-
lara pek iyi gözle bakmadığı belli.
Füsusu'l Hikem'in Milli Eğitim Bakanlığı
tarafından yayımlanan bir çevirisi var ama
şerhler basılamamış.
Taa ki 1987 yılına kadar.
★★★
Kitabı okurken ilgimi çeken özelliklerden
biri, yazarın orijinal Arapça bölümlerini ver-
mesi, sonra da tercüme ve açıklamasına geçmesi.
Böylece kültürümüzün artık ayrılmaz iki
parçası olan Latince ve Arapça harfler bira-
raya geliyor.
Aynı tekniğe Oscar Wilde'ın yazılarını
okurken de rastladığımda biraz şaşırmış ve
ne yalan söyleyeyim, hayranlık duymuş-
tum.
Çünkü yazısında kullandığı eski Yunanca
kelimelerin yanına, yine aynı alfabedeki ya-
zılışlarını da koyuyordu.
Antik Yunancayı ve Latinceyi çok iyi bil-
mesi; yazılarının ve düşüncesinin dayandığı
referans dilllere gönderme yapmasını gerek-
tiriyordu. Çünkü onu okuyanların büyük ço-
ğunluğu da aynı kültüre sahipti.
O yüzden entelektüel dünya, Yunan ve
Latin köklerine yaslanarak yaratmanın ve
ortak referanslara sahip olmanın rahatlığını
yaşıyordu.
★★★
Elbette Oscar Wilde ya da diğer Batılı ya-
zarlarla, İbnü'l-Arabi kitabının anlam ba-
kımından hiçbir ilgisi yok.
Ama Ahmed Avni Konuk beyin var.
O da aynen Batıdaki denkleri gibi kendi
referans diline ve kültürüne sahip.
Bu özellik onu dar milliyetçilikten ve taş-
ralılıktan çıkarıp, büyük bir kültür platformu-
na kavuşturuyor.
Galiba Cumhuriyet aydınında eksik olan
yan bu.
Latince, Yunanca, İbranice, Arapça ve
Farsça kültür dairelerinin tamamen dışında
kalmış, araya düşmüş ve evrensel kavramla-
rın bile eksik olduğu bir tecrit durumu.
Bir kültür kökünden kopmuş ama başka
bir yere de doğru dürüst yapışamamış.
Tam anlamıyla iki cami arasında bina-
maz!
★★★
Dünyada pek çok dil var ama felsefe, bi-
lim ve teoloji dili olarak, temel kavram-
ları yaratan medeniyetlerin sayısı pek fazla
değil.
Bu kök kültürlerden mahrum kalmak, is-
ter istemez hem düşünce evreninizi, hem de
dünya ile ilişkilerinizi daraltıyor, kısıtlıyor.
Kelimesi olmayan kavramları yok saya-
rak yaşamaya devam ediyorsunuz.
Bu da son yıllarda giderek artan biçimde
kendini gösteren dar kafalı, perakende ay-
dın tipini ortaya çıkarıyor.
Ne yazık ki on üç değerli yılını bir kitaba
verecek Ahmed Avni'lere de pek sık rastlan-
mıyor artık.
İnanın bana; sorunumuz bir kültür soru-
nudur.
