Sevgili dostum Ali Dinçer’in kaybı, hepimizi derinden sarstı. Gerçi Meclis’te yıllardır yaşamı için büyük bir mücadele verdiğine tanık oluyorduk. Kimi zaman aylarca ortadan yok oluyor, tedavisiyle uğraşıyor, sonra döndüğünde saçları dökülmüş, kilo almış durumda çalışmalara katılıyordu ama bu durumdan hiçbir zaman yakınmadı. Hep şakacı, babacan, gönül adamı tavrını korudu. Sevgili dostuma rahmet, eşi Yıldız İbrahimova’ya sabır diliyorum.
SOĞUK SAVAŞIN HAMAM BÖCEKLERİ
Bu köşeyi okuyan dostlar, herhalde benim salı günkü yazıda olduğu kadar sert bir üslup kullandığıma hiç tanık olmamışlardır. Ama emin olun ki bunun sebebi sadece kişisel değil. Soğuk Savaş döneminin ileri karakol ülkesi olan Türkiye’de, bu muhbirler öylesine iftiralarda bulundular ki birçok sanatçı ve aydın, bunlar sonucunda akla gelmeyecek acılar çekti. Buyurun size bir örnek: Geçen yıllarda ortaya çıkarılan bir MİT raporunda Türkiye’nin en önde gelen sanatçılarına, yazarlarına akıl almaz iftiralar sıralanıyor ve Yaşar Kemal için şöyle deniyor: “Fransız Komünist Partisi, Yaşar Kemal’e vatan aleyhindeki faaliyetlerinden dolayı Nobel Edebiyat Ödülü aldırdı.” Belli ki raporu yazan adam ne Nobel’i biliyor, ne FKP’yi, ne Yaşar Kemal’i. Ne kadar saçma ve cahilce değil mi! Ama bu ipe sapa gelmez suçlamalar ciddiye alındı ve yüz binlerce insanın hayatı söndürüldü.1960’lı yılların sonunda Trabzon’da yaşadığım yıllarda tanıdığımız bir öğretmen vardı. Adı Mustafa Beşgen. 71 darbesinden sonra ben dahil birçok kişiyi bu adamın asılsız ihbarları yüzünden sıkıyönetim cezaevine koydular. Suç neymiş biliyor musunuz: Sıkı durun: “Titrek Hamsi Hücresi” adlı bir örgüt kurmuş olmak. Daha sonra mizah kitaplarına giren bu davada, Karadeniz’den yüze yakın kişinin canı yandı, hapse girdiler, evleri barkları basıldı. Olayları sindiremeyen ve siyasetle hiç ilgisi olmayan bir yaşlı bakkal amca da vefat etti. Kimbilir karanlıkta kalmış nice rapor var böyle. Bir takım kötü niyetli cahillere görev verilmiş, onlar da her gün kafadan atma suçlar icat ederek rapor üstüne rapor yazmışlar. Ne yazık ki bu adamlar Dışişleri’nden medyaya kadar her yere sızmış. Adamı gazeteci sanıyorsun; uydurma raporlarla insanların hayatını kaydıran bir ajan çıkıyor. Dışişleri mensubu sanıyorsun, altında bir müfteri sırıtıyor. Kaç bin kişinin ömrü karardı bilemezsiniz. Ortalık çakallara kaldı ve bu ülkenin güzel evlatlarına çok yazık oldu.
