ALMANYA'da Yaşar Kemal'le geçirdiğim üç günün sonunda rahatça söyleyebilirim ki bu ülke Yaşar Kemal'le yatıp, Yaşar Kemal'le kalkıyor.
Frankfurt Kitap Fuarı denilen dev kültür mabedinde nereye dönseniz, yazarımızın büyük boy bir portresiyle karşılaşıyorsunuz.
İmza günlerinde kuyruğun ardı arkası gelmiyor.
Gelip geçen Almanlar Yaşar Kemal'i inanılmaz bir hayranlıkla süzüyorlar.
Arada bir şaka yollu kendisine takılıp, “Robert De Niro gelse böyle olmazdı!” diyorum.
Kilisede yapılan ödül töreni Alman devlet yetkilileri ve aydın çevreleriyle büyük bir kucaklaşmaya sahne oluyor.
Akşamları otel odasında hangi kanalı çevirseniz karşınıza Yaşar Kemal çıkıyor.
Tam bir patlama yaşanıyor buralarda.
FUARIN kalbi görkemli Frankfurter Hof Oteli'nde atmakta.
Otelin lobisi, barları ve lokantaları geç saatlere kadar yayıncılarla, kitap dünyasının profesyonelleriyle dolu.
Bu otelde Cumartesi akşamı dar kapsamlı bir yemek verildi.
Onur konuğu olan Yaşar Kemal'in karşısında Günter Grass oturuyordu.
Açış konuşmasını yapan Dr. Kurze, masadaki konuklara seslenirken yayıncıları öne alınca Grass söze karıştı.
Alman dilinin yaşayan en büyük yazarı bu hitaba alınmıştı.
“Edebiyat dünyasının işverenleri yazarlardır” dedi. “Yazarlar olmasa herkes işsiz kalır.” Bu söze epey gülündü ama dedikleri doğruydu.
Daha sonra bir konuşma yapan Grass: “Biz yuhalanmaya ve alkışlanmaya çok alışığız” dedi. “Bunlara aldırmamayı öğrenecek yaşlara geldik. Yaşar Kemal beni genç kardeşi olarak niteliyor ama ondan sadece üç yaş küçüğüm.”
Günter Grass konuşmasında, barışa ulaşmak için değişik kültürlerin birbirini anlaması gerektiğini vurguluyordu.
Avrupa'nın içine kapandığı benmerkezcilikten çıkması gerektiğinin altını çiziyordu.
“Unutulmamalı ki” diyordu “İspanya'da Batı kültürüyle karşı karşıya gelen İslam uygarlığı, bilimde ve sanatta Avrupa'nın en az iki yüz yıl önündeydi.”
HEM akşam yemeğindeki hem de ödül törenindeki konuşmalar has yazarların, ülkelerinin vicdanı olduğunu göstermesi bakımından çok ilginçti.
Günter Grass Almanya'yı, Yaşar Kemal Türkiye'yi eleştirirken, yazar olmanın, sorumlu aydın olmanın gereklerini yerine getiriyorlardı.
Ne var ki, bunun için alkışa ve yuhalanmaya aldırmamayı öğrenmek gerekiyordu.
