Bu ortamda yazı yazmak zor, çok zor. Öfkeler, acılar, intikam duyguları arasında, hangi sorun soğukkanlılıkla tartışılabilir ki? Birbirini yumruklayan iki kişiyi ayırmak bile zordur; dayağı genellikle araya giren yer. Hele böyle, koskoca bir toplumun ayağa kalktığı günlerde barıştan, soğukkanlılıktan söz etmek büsbütün imkânsızlaşıyor. Ama şu soruları sormanın tam günüdür: Otuz yılı aşkın bir süredir bu ülke elli bin evladını kaybetti. Daha nereye kadar gidecek bu iş? Kaç bin gencimizi daha bir çözümsüzlüğe feda edeceğiz? Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bölgede ‘Sıfır sorun’ diyor. Türkiye’nin bütün bölgesel sorunları çözecek bir lider ülke konumuna geldiğini söylüyor. Kendi evindeki yangını söndüremeyen bir ülke, bölgedeki sorunları nasıl çözer? Nasıl ‘Sıfır sorun’ iddiasıyla ortaya çıkabilir?
Gelinmiş olan noktayı sadece bu hükümete bağlayacak kadar gözü bağlı değilim. İşin bu hale gelmesinde gelmiş geçmiş bütün hükümetler suçludur. En suçluları da 80 darbesi, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz hükümetleridir. PKK’yı 80 darbesi ve Diyarbakır Cezaevi zulmü yarattı. O dönemlerde çözüm olanakları mevcuttu. Ordunun karşısında sadece PKK örgütü vardı, halk kazanılabilirdi. Ama öyle çileden çıkarıcı uygulamalar ve zulümler yaptılar, öylesine hukuk dışına çıktılar ki sonunda halk da patladı. Bugün karşıda bir örgüt değil, milyonlarca insandan oluşan bir kitle var. Türkiye’nin Tahrir Meydanları yaşaması an meselesi. Tam bu ortamda Mesut Barzani dört ülkedeki Kürtlere tek bayrak öneriyor. Hükümet ne yapar, daha önce İsrail-Filistin, IRA sorunlarında görüldüğü gibi uluslararası bir müzakere mi yürütür, gizli pazarlıklar mı yapar bilmem. Bu onların işi. Benim tek ama tek bir dileğim var: Ne yapılacaksa yapılsın ama artık evlatlarımız ölmesin. Genç bedenler üzerinden yürütülen bu kanlı oyun sona ersin. Eski Genelkurmay Başkanlarından birisinin dile getirdiği “Nasıl olsa bizde asker bol, öldüre öldüre bitiremezler” anlayışı terkedilsin. Çarpışma alanındaki ölümcül yaralı askerleri kurtarmak için telsizle helikopter isteyen subaya komutanı, “O ateşin ortasına helikopter indiremem. Analar yine asker doğurur ama helikopter doğuramaz” cevabını vermesin. Çünkü analar “İNSAN” doğurur ve can, bir metal yığınından çok daha değerlidir.
