Dün Bahçeşehir Üniversitesi’nde çok ilginç bir toplantı yapıldı. UNESCO Genel Direktörü İrina Bokova ve ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin de katıldığı toplantı, birçok değişik ulustan bilim adamını, dini lideri, önemli şahsiyeti bir araya getirdi. Benim de UNESCO Elçisi sıfatıyla açılış konuşmalarından birini yaptığım konferansın başlığı, “Türkiye’de Üniversite Reformu: Yahudi Bilim İnsanlarının Rolü Konferansı“ idi. Bildiğiniz gibi Albert Einstein’ın İsmet Paşa kabinesine gönderdiği mektuptaki, Nazi zulmü altında kalmış 40 önemli bilim adamının Türkiye’de çalışmasına izin verilmesi dileği, Başvekil İsmet Bey imzalı bir mektupla reddedilmişti. Daha sonra devreye giren Cumhurreisi Atatürk ise yalnız 40 değil, 190 bilim adamının gelmesini ve modern Türk üniversitelerinin temelini atmasını sağlamıştı. Dünyaca ünlü bu bilim adamları Türkiye’ye çok hizmet etti, bazıları savaştan sonra Amerikan üniversiteleri tarafından kapışıldı ama bazıları da “ikinci vatan“ olarak belledikleri Türkiye’de kalıp, bu topraklara gömülmeyi tercih etti. Büyükelçi’den ilginç anekdot. Size bu konferansın ayrıntılarını anlatmam mümkün değil, çünkü köşe yetmez. Bunun yerine ABD Büyükelçisi Ricciardone’nin anlattığı ilginç bir anekdotu paylaşayım. Büyükelçi’nin anlattığına göre; Kanuni Sultan Süleyman zamanında Büyük Cami’ye imam aranıyormuş. İmamın şu vasıfları taşıması şartmış: 1.Türkçenin yanı sıra, Latince, Arapça ve Farsça bilmek 2. Şeriat ve fıkıh hükümlerine hâkim olmak 3. Bir öğretmen kadar fizik ve matematik bilgisine sahip olmak 4. Savaş sanatlarına vakıf olmak 5. Düzgün görünüşlü olmak 6. Güzel bir sese sahip olmak İşte aranan imam bu niteliklere sahip birisi olmalıymış. Büyükelçi Ricciardone, “Türkiye bugün de bu çeşitliliği arıyor“ diye bitirdi ilginç konuşmasını. Toplantıyı düzenleyen Bahçeşehir Üniversitesi’ni ve Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel’i kutladım. Çünkü tarihin bu unutulmuş sayfasını, bu kadar önemli bir Türk ve uluslararası kadroyla açmak, herkes açısından çok yararlı oldu. Özellikle Genel Direktör İrina Bokova’nın Filistin’i UNESCO’ya üye olarak kabul etmesinden sonra Amerika ile bir parça sarsılan ilişkilerin tamirinde rol oynaması ihtimali sevindirdi beni. Tarih boyunca Müslüman-Yahudi ilişkilerinin ve 1492’de Osmanlı’ya gelen Sefaradların da konuşulduğu toplantıda dönemin padişahı II. Bayezid’in ilginç bir sözünü öğrendim: İspanya tahtına hükmeden Isabelve Ferdinand’ın kovduğu binlerce Yahudi gelince Padişah “Ne akılsız hükümdarlarmış bunlar. Binlerce değerli insanı kaybettiler, biz ise onları kazandık“ demiş. Demek ki Bayezid-i Veli’den, Atatürk’e kadar akıllı önderlerin ufku geniş oluyor.