Bodrum’un karşısında, yarım saat uzaklıkta Yunanistan’ın bir adası var: Onlar Kos diyor, biz İstanköy. Adanın ortasında bir meydan var. Yerleri eski usul çakıl taşlarıyla bezeli harika bir meydan. Buraya adımınızı atar atmaz, çok ama çok güzel bir camiyle karşılaşıyorsunuz. Büyük, görkemli, dışı iyi korunmuş, yeni onarım görmüş bir cami. Bizim kıyılarımızda İzmir ve Antalya hariç bu görkemde bir cami yok. Caminin abdest alınan şadırvanı, meydanın ortasına düşüyor. Ve tam orada onu görüyorsunuz, o görkemli ağacı, o abideyi. Gövdesi akıl almaz bir iriliğe ulaşmış, çok ama çok yaşlı insanların elleri gibi kıvrılıp bükülmüş olan kökleri topraktan dışarı fırlamış, dalları göğe ser çekmiş çınar ağacını. Artık yürüyemeyen bir insan nasıl koltuk değneklerine dayanırsa bu ağacın dallarını da demir kafeslerle desteklemişler. Çünkü çınar 2500 yaşında. Önündeki tabelada Avrupa’nın en yaşlı ağacı olduğu yazılıyor. Bu ağacı hekimlerin piri Hipokrat dikmiş, sonra da yıllarca ağacın gölgesinde öğrencilerine ders vermiş. Bugün Hipokrat da yok, ondan binlerce yıl sonra bu camiyi yaptıran Gazi Hasan Paşa da. Ama ağaç duruyor. Yunanca’da çınara platanos deniyor. Geniş omuzlarıyla görkemli bir çınar gibi göründüğü için, o ünlü filozofa da hocası bu adı vermiş. Platon! Araplar ve biz Platon’a Eflatun deriz. Kim bilir belki de filozofları morartma huyumuz yüzündendir bu. Bu sefer Platon ve Hipokrat değil, ağacın kendisi ders veriyor. Anlamasını, duymasını, görmesini bilene tabii. Hafif rüzgarda çırpınan yapraklarıyla bana diyor ki: “Ey gafil insan, ey şaşkın yaratık. Hayatta önemli olan şeyleri önemsizlerle değiştirerek günlerini harcıyorsun. Altını pulla değiş tokuş eden aptal bir sarraf gibisin sen. Bilmez misin ki insanoğlu hiç durmadan kavga eder. İktidar ve para uğruna birbirini öldürüp durur. Bugüne kadar öyle oldu, bundan sonra da öyle olacak. Sana ayrılmış olan kısacık ömür dilimini niçin bu kavgalara üzülerek geçiriyorsun. Acizsin evladım acizsin; hiçbir şeye gücün yetmez. İyi niyet bu dünyayı değiştirmeye yetmez. İnsan soyu delidir, evriminin bir noktasında beyin olarak sakatlanmıştır. İnsanların beyinleri, gövdeleri kadar gelişmemiştir. Bu yüzden bırak bu siyasetçilerin sonu gelmez hırslarıyla, kavgalarıyla uğraşmayı. İki insanın yüreğini ısıtacak bir ezgin varsa onu çıkar ortaya, bir çocuğu mutlu edecek hikâyen varsa onu anlat. Sonra da haddini bil. Dünyayı daha iyi bir yer yapmak falan gibi hayallere kapılma. Bak benim ayaklarımın dibinde ne cinayetler işlendi. Kaç kişi diri diri yakıldı gölgemin altında biliyor musun?” Ağacın bu sözleri üzerine başımı öne eğdim. Sözlerinin haklılığını yüreğimin ta dibinde duyarak meydandan ayrıldım. Bu sırada öteki çınar Platon sanki kulağıma fısıldıyordu: “Şu kuralı hiç aklından çıkarma. Bu dünyayı alimler değil, zalimler yönetir!”
