Sekiz kez arıza yapan uçağı kaldırıp Hollanda’ya gönderen kafa ne yapar? Japonya’da intihar, medeni bir Batı ülkesinde istifa eder ama Türkiye’de hiçbir şey olmaz. Yetkililer olsa olsa makamlarıyla iftihar eder.

Siyaset o kadar kirli ve o kadar herkesin iliğine kemiğine işlemiş bir şey ki, uçak kazası gibi bir insanlık felaketi bile siyasi görüşlere göre yorumlanıyor. AKP medyası olayı hafif geçiştirmeye çalışıyor. AKP karşıtları ise bunu bir siyasi kavgaya dönüştürmek derdinde. Ama Amsterdam yakınlarında can veren masumların, hiçbir şeyden haberleri yok.

Ortada belli ki bir suç var. Tekirdağ uçağının yükseklik göstergesi daha önce sekiz kez arızalanmış. Bu uçağı uçurmanın ve dokuzuncu arızada düşmesinin sorumlusu kim? Teknik bakım servisi mi? İdare mi? Pilotlar mı? Yoksa hepsi birden mi? Bu soruyu sormak siyaset değildir, bir insanlık görevidir. Hangi parti iktidarda olursa olsun bu hesap görülmelidir. Neden mi? Cevabı çok basit. Yarın bu uçaklara siz de bineceksiniz, çoluk çocuğunuz da. Evladınızı arızalı bir uçağa bindirmek ister misiniz? Ama hesap sormazsanız, bana ne derseniz, elle gelen düğün bayram sözünü tekrarlarsanız kendi canınızla birlikte, yakınlarınızın canını da tehlikeye atmış olursunuz. Zaten gelişmiş toplumlarla, kul toplumları arasındaki fark da burada. Yurttaş hesap sorar, kul başına padişah ister.

Siyaset ruhumuzu kirletmiş dedim. Gerçekten de kirletmiş. Siyaset söz konusu olduğunda vicdanlar susuyor, insanlık unutuluyor. Bir uçak kazası bile yüreklerini sızlatmıyor onların. Varsa yoksa siyaset, ticaret, yandaşlık.

Hiç kimsenin yandaşı olmamak büyük bir mutluluk aslında. Hem CHP’yi hem AKP’yi eleştirmek, askerin yönetimdeki ağırlığına karşı dururken, insan haklarını ve laikliği savunmak, kafasını hiçbir gruba, hiçbir partiye, hiçbir ideolojiye kiralamamak gerçekten büyük bir mutluluk. Gerçi düşmanlarınız çoğalıyor; hiçbir grubun koruyuculuğuna sığınamıyor, tek başınıza kalıyorsunuz ama olsun; aynaya rahat bakıyorsunuz ya, yeter!