Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli

Romancı Metin Kaçan’ın Bayrampaşa Cezaevi’nde bıçaklanması korkunç bir gelişme.
Tecavüzle suçlanan ve daha hüküm giymemiş olan bir kişinin, böylesine vahşi bir saldırıyla yaşamını yitirme noktasına gelmesi tam bir trajedi.
Hasan Kaçan‘ın, kardeşiyle ilgili acısını dile getirmesi ve medyaya tepki göstermesi ise çok insani bir duygu. Geçmiş olsun diyoruz.

***

Bu saldırı, medya ve hukuk düzeniyle ilgili yeni soruları akla getiriyor.
Bunları biraz açmaya çalışalım:
G.K. 29 Ocak gecesi vahşice dövüldü ve tecavüze uğradı.
Ertesi günkü gazeteler bu olayı çok büyük bir yayınla duyurdular ve haber televizyonlar yoluyla milyonlarca kişiye ulaştı.
Bu haberlerde, bir romancı ve spiker arkadaşı saldırgan olarak belirtiliyor ve tutuklandıkları bildiriliyordu.
Haber bir anda Türkiye’nin en önemli gündem maddeleri arasına girdi.
Bir – iki gün sonra ise sağır sultan bile duymuştu.

***

Biz de bu olayı gazete ve televizyon yayınlarından öğrendik. Olaya karışan ya da ilişkilendirilenlerden hiçbirini tanımıyorduk. Bu tecavüze, 7 Ocak‘ta, yani olaydan dokuz gün sonra bir köşe yazısında değindik. Yazı, aydınların da böyle olaylara karışması karşısında gösterilen bir tepkiyi yansıtıyordu.
Bütün Türkiye’nin izlediği yayınlarda adı geçen kişilerden söz etmiştik.
Bizim köşemizde adı ortaya çıkarılan bir kişi yoktu.
Bu bakımdan kimseyi teşhir etmedik, özel yaşamıyla uğraşmadık ve kimsenin adını ortaya sürmedik.
Sadece milyonlarca kişinin duyduğu bir olayı yorumladık.
Eğer isimler basında yer almasaydı, biz de saklardık. Ama o durumda saklamanın bir anlamı kalmamıştı.

***

Cezaevine konuldukları andan itibaren, bütün topluluklar olayı televizyon ekranlarından ve gazetelerden duymuştu.
Dünyanın her yerinde tecavüz sanıkları büyük tehdit altındadır ve onlara özel koruma uygulanır.
Bayrampaşa‘da da önlem alınmadı gerekiyordu. Anlaşılan avukatların başvurusuna rağmen alınmamış.
Medya bu kişilerin adlarını yayınlamasaydı, belki de böyle bir tehlike altına girmeyeceklerdi.
Acaba medya bu tanınmış kişilerin tutuklanışını saklayabilir miydi?
Gelişmiş Batı demokrasilerinde bu konu nasıl çözümleniyordu?

***

Biraz araştırdık. Durum şöyle:
Bütün dünyada tecavüz sanıklarının değil, tecavüze uğrayan kişinin adı saklanıyor: Hatta tecavüze uğrayan kişiye ısrarla davacı olup olmadığı soruluyor ve mahkemede olayı anlatırken ağır bir psikolojik baskı altına girebileceği söyleniyor.
Oysa Türkiye’de G.K. olayı televizyonlarda anlattı ve işkence izlerini gösterdi.
Sanıklar tanınmış kişiler olunca, ister istemez basına yansıyor.
Buna birkaç örnek verilebilir:
Amerika‘da Yüksek Mahkeme Başkanı, işyerinde cinsel tacizle suçlandı ve medya buna günlerce yer verdi.
Washington Belediye Başkanı‘nın uyuşturucu işine karıştığı da duyuruldu.
İngiltere Kraliyet ailesi mensubu Vikont Linley, uyuşturucu kaçırmakla suçlandığında, bu durum bütün İngiliz basınında yer aldı.
Amerika’da eşini öldürdüğü iddia edilen O. J. Simpson, hüküm giymediği halde basının dilinde.
Fransız filozof Althuser karısını boğduğu iddiasıyla yargılandığında, basın günlerce bu olayı tartıştı.
Bugün Clinton için de cinsel taciz iddiaları basının gündeminde.
Demek ki Batı ülkelerinde hüküm giymemiş olsalar bile sanıkların ismi saklanmıyor.

***

Durum böyle ama Türkiye’de sanıkların cezaevinde bıçaklanması geleneği de korkunç.
Ya sanıkları cezaevinde korumanın yolları buluncak ya da medya böyle bir olasılığı göz önünde bulundurarak tecavüz davalarında isim yayınlamayacak.
Metin Kaçan ve Alp Buğdaycı isimlerinin ilk günden itibaren medyada yer almamış olmasını çok isterdim.
Herkes açısından üzücü bir iş!

***

“Şiddete Hayır” kampanyasına katılımlar bütün hızıyla sürüyor. Duyurmaya devam edeceğiz. Bazı okurlarımız, imza formundaki “mesleği, yaşı, adresi” gibi bölümleri yanıtlamak istemediklerini belirtiyorlar. Sadece isim ve imza da yeterli!