Ray Charles’ın hayatını anlatan “Ray” adlı filmi görmüş müydünüz? Hani Ahmet Ertegün’ü oynayan bir aktörün de yer aldığı, Ahmet Bey’in Ray Charles’ın kariyerindeki önemli yerini anlatan filmi.Ertegün’e bu filmdeki olayların gerçeğe uygun olup olmadığını sormuştum. Harika bir cevap vermişti. “Eğer her şey birebir gerçeğe uygun olsaydı belgesel denirdi. Oysa bu bir film.”Sinemayla, dizilerle ilgili tartışmaları okuyunca aklıma bu konuşma geliyor. Bizde özellikle de bazı tarihçiler “fiction“ (kurgu) ile belgeseli birbirinden ayıramıyor. Muhteşem Yüzyıl dizisi çevresinde kopartılan fırtınanın gösterdiği gerçeklerden birincisi bu.

Mapus damlarında yaygın bir söz vardır. “Hâkimler fakülteyi bitirdikten sonra bir hafta hapiste kalmalı. Böylece damda geçirilen bir tek günün bile ne demek olduğunu anlar ve bol keseden 7.5 yıl, 15 yıl ceza vermezler.”Bazı tarihçilere kulak verince aklıma bu söz geliyor. Çünkü bir filmin, bir dizinin nasıl çekildiğiyle ilgili en ufak bir fikre sahip değiller. Yoktan bir dünya var edildiğini; binasından, köprüsünden, kostümünden, silahından tutun da kanın zamanında fışkırmasına, binlerce kişinin giydirilmesine, dönem makyajından patlamalarda havaya uçan stunt’lara, hayvan eğiticilerine, köprüler kurulup patlatılmasına kadar her şeyin nasıl delice bir gayretle gerçekleştirildiğini bilmiyorlar. Film çekmeyi, manzara fotoğrafı çekmek kadar kolay sanıp, filmin bir tek dakikası için aylar süren hazırlık ve günler süren çekim yapıldığını anlamıyorlar.Bu da ikinci gerçek.

Üçüncü gerçek; sinemada alegoriyi, metaforu, sembolizmi hiç anlamamaları. Kanuni mezara girer miymiş diye konuşanlar bile var. Oysa dizideki o sahne, savaş kazanmış bir tacidarın iç hesaplaşmasının simgesel bir anlatımıydı ve arka plandaki mehter müziği, elektro gitarlı modern bir rock ezgisine dönüşüyordu. Bu bile o sahnenin zaman ve mekân dışında bir şeyler anlatma çabasının ürünüydü.

Birçok kişi sahnenin parasını konuşuyor ama zaman kısıtlamasından söz eden pek yok. Dizinin bir tek haftalık bölümünü, yıllarca hazırlıktan sonra çekilen ve tamamlanması bir yılı bulan “Cesur Yürek”le karşılaştırıyorlar.Arkadaşlar; seyrettiğiniz şey popüler bir haftalık dizi. Bizdeki yanlış uygulama sonucu, bu arkadaşlar her 7 günde bir uzun bir sinema filmi hazırlıyarak, bir mucizeye imza atıyorlar. Mohaç bitti ama siz bu tartışmaları yaparken onlar 7 gün içinde yepyeni bir bölümle karşınıza çıkmak zorundalar. Bu işin senaryosu, kostümü, makyajı, ışığı, çekimi, montajı, aktarılması var. Sinemayı biraz bilen herkes, bu rekoru alkışlar.

Savaş sahnelerinde SGI denilen bilgisayar teknikleri kullanılır. Mesela askerlerin çoğaltılması bu teknikle yapılır. Troy filmini çekerken, herhalde on binlerce gemi yüzdürmediler, SGI’yla hallettiler. Ama bu öyle zorlu bir süreçtir ki; kare kare işlenir ve küçücük bir sahnenin hazırlığı aylar sürer. Muhteşem Yüzyıl bu açıdan da övgüye layık. Ön hazırlık yapılmış olsa bile bu işi bir haftaya sığdırmaları gerçekten mucize.

Nasıl sinemacılar tarih konusunda laf ederken dikkatli olmak, kitaplar devirerek bir bilgi birikimiyle konuşmak zorundaysa, tarihçiler de sinema hakkında en azından temel bilgilere sahip olup ondan sonra ağzını açmalı.“Beğendim” ya da “beğenmedim” demek her seyirci gibi tarihçi vatandaşın da hakkıdır ama ondan ötesi biraz karışık.Eğer böyle yorumlara girerse ona “Sen önce steadycam, SGI teknikleri, dramaturji, tilt, pan gibi terimlerin ne anlama geldiğini söyle!” demek gerekir.

Venedik’teki La Fenice operasında tarihi La Traviata’yı televizyon ekranı önünde modern dekorla oynayanları, Shakespeare oyunlarındaki kralları çağımıza uyarlayanları, tarihi Louvre Sarayı önüne modern bir cam piramit dikenleri, kısacası gelişmiş ülkelerdeki sanatsal özgürlüğün Mohaç kadar geniş alanlarını düşünüp hüzünleniyor insan. Bu işlerin altında biraz da sevgisizlik ve iyi niyet eksikliği yatıyor.Yazıyı bitirirken; bu diziye emek veren Meral Okay, Yağmur-Durul Taylan, Timur Savcı, Cengiz Deveci, Ulaş Şimşek, Mark Markinoviç, Suzan Kardeş ve adını sayamadığım bütün ekiple birlikte, başarılı oyuncuları yürekten kutluyorum.Devam arkadaşlar! Halk sizi anlıyor.