İstanbul, dünyanın en ciddi megapollerinden birisi.
Önce yağmalandı.
Devlet, Güneydoğu Anadolu'yu boşaltma ve Kürt asıllı yurttaşları Batı'ya yerleştirme politikası ile bu kentin plansız, programsız büyümesine göz yumdu. Hatta teşvik etti.
Her belediye başkanı, bir kez daha seçim kazanabilme umuduyla kendi taraftarlarının yüzbinlerce kişilik kaçak mahalleler inşa etmesine izin verdi. Bu kaçak kasabalara belediye hizmeti götürdü.
İstanbul 10 milyonu aşkın nüfüsuyla kirli, gürültülü, her tarafı kokan, trafiği sıkışmış bir rezalet haline geldi.
Bırakın Haliç'i, Boğaziçi bile lağım kokar oldu.

★★★

Bu kadar nüfus yoğunlaşması hiçbir yerde görülmedi İstanbul'da.
Anadolu'dan göç etmiş kitlelerin hemşehrilik dayanışması ve bölgeci davranışları, adresi olmayan sokaklara, caddelere sahip kaçak mahallelerle birleşince inanılmaz bir mafya egemenliği çıktı ortaya.
Bizans'ın ve Osmanlı'nın başkentinde kara paranın egemenliği kol geziyordu artık.
Üstelik hem karaydı bu para, hem de görgüsüzdü.
Derhal kendi üslûbunu yaydı şehre. Türkiye'nin en çürümüş, en yoz, en dejenere eğlenceleri bu kentte yapılır oldu.
Balık baştan kokuyor ve Türkiye, İstanbul'dan çürüyordu.

Bunlar yetmiyormuş gibi İstanbullular, bir de terör korkusuyla yaşadılar. Şehrin kahvelerine, otobüs duraklarına ateş ediliyor, aydınlara suikastler düzenleniyor ve katiller ellerini kollarını sallayarak geziyorlardı.
İnsanlar sokağa çıkmaktan korkar olmuşlardı. Akşamları bomboş kalıyordu caddeler.

★★★

Bunu da atlattık diye düşünürken bu kez de deprem korkusuna kapıldı İstanbul halkı.
Hadi pisliğe, trafiğe, mafyaya, kabalığa, görgüsüzlüğe, pahalılığa göğüs germişlerdi ama depremle nasıl başa çıkacaklardı?
Periyodik olarak depremlerle yıkılan bu büyük şehrin son deprem dilimi, şimdi yaşamakta olan kuşakları tehdit ediyordu.
Her gece korkuyla yatağa girer oldular. Yatak odaları, dolaplar ve her türlü ev eşyası gözlerine düşman gibi görünmeye başladı.
Geçmiş Marmara depremiyle, gelecek deprem arasına sıkıştılar.

★★★

Bütün bunları düşününce İstanbullulara üzülmemek elde değil.
Nasıl bir hayattır, nasıl bir kaderdir bu?
Yine de sabırlı ve alçakgönüllü insanlar ki fazla sesleri çıkmıyor. Efendiliklerini bozmadan işlerine gidip eliyor, yaşamlarını sürdürüyor ve BEKLİYORLAR.