Geçen hafta Berlin’de bulunmam gerekiyordu. Kalmak için Adlon Otel’i seçtim. Çünkü Atatürk’ün bu tarihi oteli övdüğünü okumuş ve epey bir meraka kapılmıştım. Atatürk, Falih Rıfkı Atay’a aktardığı anılarında Veliaht Vahdeddin Efendi’yle birlikte bu otelde kaldıklarını ve çok iyi ağırlandıklarını söylüyor. Selanik’te, ‘Acaba bu sokakta yürümüş müdür? Acaba bu tarihi kahvede oturmuş mudur?’ diyerek genç Mustafa Kemal’in izini sürmeye çalışmış olan kulunuz, bu sefer de veliaht yaveri olan zabitle aynı havayı solumayı umut ediyordu. Bu niyetlerle Adlon’a gittim. Sahiden muazzam bir otelle karşılaştım. Savaşta yıkılmış ve yerine aynısı yapılmış. Harp öncesi Berlini’nin eğlenceli atmosferini, Alman soyluluğu ile bütünleştirebilmiş bir dönemin müzesi gibi. Mermer sütunlu, cam tavanlı salonlar, usta bir piyanistin parmaklarından uçuşan notalarla daha da bir parlayan kristal avizeler ve insana medeni bir tonda konuşmasını, adeta fısıldamasını emreden bir hava. Perşembe günü otelden ayrılacaktım. Asansörle giriş katına indiğimde bir de ne göreyim: Salonlar yüzlerce insanla dolmuş. Koyu renk tenli erkekler ve kadınlar kaplamış ortalığı. Kadınların çoğunun başı bağlı. Zengin giyimliler. Ortalıkta korkunç bir uğultu ve gürültü var. Ne yalan söyleyeyim, önce o kalabalığı Arap emirliklerinden falan sandım. Sonra birisinin uzaktaki bir kadına Türkçe bağırdığını duydum ve anladım ki Türkler arasındayım. Kendi kendime epey şaştım doğrusu. Her Türk’ü bakışından, yürüyüşünden tanımakla övünen ben, kendi ulusumdan insanları tanıyamamış ve bizden daha fazla ‘şarka ait’ bir toplum sanmıştım. Acaba suç bende miydi, yoksa bu toplum mu çok değişmişti? Dünya görüşü, giyim kuşam ve davranış tarzı, bir toplumu bu kadar değiştirebilir miydi? Tam otelden çıkıyordum ki, bir grup gazeteci arkadaş beni fark ederek yanıma geldi. ‘Ne yapıyorsunuz burada?’ diye sordular. Anlattım. Sonra da ben onlara niye orada bulunduklarını sordum. ‘Başbakan geliyor’ dediler. Türklerle toplantı yapacakmış. Kuruluşuna destek vermiş olduğu bir derneğin mensupları çoğunluktaymış. Bu derneğin amacı, Almanlar nezdinde lobi faaliyetleri yapmakmış. Otelden uzaklaşıp hava alanına giderken ‘Eğer’ diye düşündüm, ‘bu derneğin lobi çalışmaları, otel lobisinde gördüğüm gibiyse ölmüşüz de ağlayanımız yok. ‘Ben ayrıldıktan kısa bir süre sonra Başbakan gelmiş ve meşhur yuhalamalar ve elçi azarlamalar sahneye konmuş.Ben size kulisi de anlatmak istedim.