Ankara’nın siyaset, İstanbul’un medya çevrelerinde yaşayınca, Türkiye’nin gece gündüz politika konuştuğunu sanıyor insan. Sanki herkes yatıp kalkıp siyaset tartışıyor, siyasetle nefes alıp veriyor. Oysa gerçek bu değil. Bu çevrelerin biraz dışına çıkıp Anadolu’ya açıldığınız zaman insanların gündelik yaşamları dışında pek fazla bir şeyle ilgilenmediklerine tanık oluyorsunuz. Son haftalarda bunu bol bol anlama imkânım oldu.

Yıllardır Anadolu’dan çok sayıda mesaj gelir bana. Özellikle de gençlerden. Abilerinden, analarından, babalarından, konserlerimizi duyduklarını ama kendilerinin o devre yetişemediklerini söylerler. Sonra da hemen şikâyet gelir: “Konserleriniz hep İstanbul Açık Hava Tiyatrosu, Kuruçeşme Arena, İzmir, Bodrum gibi yerlerde oluyor. Biz oralara gelemiyoruz. O zaman sizi nasıl dinleyeceğiz.” Ben de yazanlara hak verir ve bu mesajları bir yürek burukluğuyla okurum. Bu yıl “Peki“ dedik, “Sizin oralara da geleceğiz.”Anadolu’daki en küçük yerleşim birimlerinde bile konserler vermeye başladık. Şimdiye kadar Ortaca’ya gittik, Adana’ya, Eşme’ye, Karadeniz Ereğli’ye, Güllük’e uzandık. Daha dolaşacağımız çok yer var. Orkestra arkadaşlarımla birlikte, gittiğimiz her yerde coşkun kalabalıklarla karşılaşmanın, on binlerce kişiyle, bazen de önceki akşam Ereğli’de olduğu gibi yüz binlerce kişiyle şarkılarımızı söyleme heyecanını yaşadık. Ereğli’de kadın dinleyicilerin en az üçte biri türbanlıydı. Bu kardeşlerimin Karlı Kayın Ormanı’nı, Yiğidim Aslanım’ı, Sevda Değil’i nasıl çılgınca bir enerji ve coşkuyla söylediklerine tanık olmanızı isterdim. Ama en ilginci Eşme’de fark edip sahneye çıkardığım 5 yaşındaki kız çocuğuydu. Mikrofonu ağzına tuttuğumda öyle güzel bir Özgürlük söyledi ki hepimiz hayran kaldık. “Okuyda defteyime, sıyama ağaclaya, yazayım adını…“

Uzun sözün kısası, Anadolu’da halkla kucaklaşmanın sevincini yaşıyorum bugünlerde. Ve bu beni çok mutlu ediyor.