Bilmem kaç kişi farkında ama bizim dışımızda da bir dünya var ve bu dünya Türkiye'nin gündemini oluşturan; manşetlerden, magazin programlarından ve ana haber bültenlerinden inmeyen konularla ilgilenmiyor.
Dünyanın kendi gündemi var. Ve bu gündem, belki şaşırtıcı gelecek ama hâlâ düşünceyle, bilimle, kültürle, sanatla dolu.
Bu alanda hatırı sayılır toplantılardan biri Paris'te, Versailles Sarayı'nda yapılıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın başkanlığını yaptığı toplantının Fransızca adı "Versailles Buluşmaları", İngilizce adı ise "Dünya Kültür Zirvesi."
Okuyanlar hatırlar: Geçen yıl bu toplantıların ilki yapılmıştı; bu yıl da ikincisi düzenleniyor.
Toplantıya birçok dünya aydınıyla birlikte, geçen yıl yaptığı konuşmayla yıldızlaşan uluslararası bilim adamımız Profesör Orhan Güvenen katılıyor.
Bu yılın teması: "Dünyanın büyük bölgeleri ve küreselleşme"
Kibarlık gösterip bana da bir konuşma yapma fırsatı verdikleri için haftalardır bu metni hazırlıyorum ve bu arada Türkçe kavramlarla düşünmenin ne kadar büyük yanlışlıklara yol açtığını bir kez daha kavrıyorum.
Son yıllarda dillerden düşmeyen "Bilgi toplumu" kavramı buna çarpıcı bir örnek oluşturuyor.
Sanıyorum ki; "Bilgi toplumu" dediğimiz zaman neyi kastettiğimizi bilmiyoruz.
Çünkü Batı dillerinde bu kavram "knowledge society".
Oysa Türkçe'de bilgi kelimesi, "knowledge" değil, daha çok"information" anlamında kullanılıyor.
Bu iki kavram arasında dağlar kadar fark var.
Dolayısıyla biz "bilgi toplumu" na ulaşmak, "bilgi çağı"nı yakalamak diye çırpınırken, farkında olmadan başka birşeyden söz ediyoruz.
Daha tanımı bile yapılamayan, kavramı mevcut olmayan bir dönemi nasıl yakalayacağımız sorusu da önümüzde Kaf dağı gibi bir engel oluşturuyor.
Belki bazılarına bu titizlik ve kavram tartışması gereksiz gelebilir.
Türkiye varlık yokluk mücadelesi verirken, böyle kavramsal konulara takılmak bir lüks gibi algılanabilir.
Ama gerçek böyle değil.
Dünyanın değerler sistemini kabul etmek, benimsemek; kısacası "dünyalı olabilmek" için büyük bir mücadele vermemiz gerekiyor.
Çünkü istesek de istemesek de küreselleşen dünya, bizi doğru düşünmeye, kavramları yerli yerine oturtmaya ve evrensel değerler sistemini kabule zorluyor.
Şu sıralarda bizim ülke olarak iddiamız ise bu değerler sistemini tersine çevirmek ve "dünyayı kendimize uydurmak."
Bu gereksiz ve yenilgiyle sonuçlanacak olan çaba, Türkiye'yi giderek yalnızlaştırıyor; kendi içine kapalı, köy kavgalarıyla vakit kaybeden ve enerjisini boşa harcayan bir ülke durumuna düşürüyor.
Yunus Emre "Söz ola, kestire başı" dememiş miydi!
Demek ki kelimeler önemlidir.
