Arjantinli yazar Jorge Louis Borges’in her gün düzenli bir şekilde Britannica Ansiklopedisi okuduğunu biliyordum. Yazılarında sık sık söz açıyordu bundan. Belki de deneme-edebiyat tadı taşıyan metinlerinde insanı hayrete düşüren uçsuz bucaksız bilginin kaynağı buydu. İçimden zaman zaman aynı şeyi yapmak geçerdi. Ama Marquez in de bu özlem içinde olduğunu bilmiyordum doğrusu. Yeni öğrendim. O da Aldous Huxley’e özenmiş. Cesur Yeni Dünya’nın yazarı Britannica’yı sayfa sayfa okurmuş. Marquez “Yıllarca bu verimli uğraşıyı tekrarlamayı düşledim diyor. Bu verimli uğraşa sahip olan Aldous Huxley her sabah ilk iş olarak iki saat Britannica okuduğunu anlatıyor. Isaac Asimov da öyle. Peki bunca önemli yazarın kendisini bir türlü kurtaramadığı “Britannica okumak iptilası” nereden geliyor? Niçin Britannica? Galiba bunun cevabı, eserin büyüklüğünde gizli. Büyüklük derken 22 cilt tutan binlerce sayfadan söz etmiyorum: Dünya bilgi birikiminin en iyi yansıtıldığı eser olma özelliğine dikkat çekiyorum. Eğer bir konuda Britannica’yı referans gösterirseniz, dünyadaki herkes bu bilginin doğru olduğuna dair bir kanaat edinir. Ansiklopedi hazırlamak kolay ama bu güvenilirliğe kavuşmak zordur. Şimdi benim önüme bir fırsat çıktı: Her gün bir fasikül alıp okumaya çalışacağım. Huxley ve Borges gibi 22 cildi düzenli olarak okumaya kalkmak cesaretimi kırabilir ama her gün elimdeki fasiküle göz gezdirmek mümkün görünüyor. Son zamanlarda “bilginin kuvvet” olduğuna dair sözler pek gündemde. Bilgi sahibi olanın aynı zamanda güç sahibi olduğuna dikkat çekiliyor. Ama bilgi benim için bundan çok öte bir şey: Bir zevk! Evet! Bilgi edinmek bir zevktir. Güç sahibi olmak, kültürlü görünmek, yükselmek, toplumda daha çok saygı görmek falan filan değil; sadece bilgi için bilgi! Sadece okumak için okumak! Okumak denilen fırtınalı denize açıldığım çocukluk yıllarımdan beri, bu macerayı yaşamayanlara acırım. Bilgi edinme zevkinden mahrum kalan bir hayatın ne işe yaradığını kestiremem. Belki bu fırtınalı denizden sakin limanlara hiç dönemeyişim bu yüzdendir işte. Şimdi de Britannica okyanusuna açılacağım. Harun Reşit’in Cafer el – Bermeki’sinden Challenger uzay aracına, Han sülalesinden Kalevala destanına, yani ilk insandan son insana uzanmak için.
