Herkes ağzını açmış birbirine en ağır sözlerle saldırıyor.En can acıtıcı, en yaralayıcı sözcükleri seçerek hem de.Hakaretten nasibini almayan hiç kimse yok bu ülkede. Bir toplum düşünün ki eski yeni bütün yöneticileri ağza alınmayacak sözlerle karalanıyor.Adı şu ya da bu nedenle toplum önüne çıkmış herkes parça parça ediliyor.Böyle bir toplumda nasıl yaşanır, bir daha nasıl yüz yüze bakılır?
Hep söylerim; bir aileyi yazılı olmayan kurallar ayakta tutar.Dünyanın hiçbir ceza yasasında “Yemek masasında otururken 18 yaşındaki torun ayağa kalkıp 80 yaşındaki dedesini dövemez!” diye bir kural olmaz.Çünkü eğer iş o noktaya gelmişse, aile kalmamış demektir.Bir arada yaşamanın koşulları kaybolmuştur.O aile dağılmaya mahkûmdur, hatta dağılmış demektir.Evlilik de yazılı olmayan kurallarla sürdürülür, arkadaşlık da.Karı koca kavgası olur ama her zaman, aşılmaması gereken bir çizgi vardır.Eğer o çizgi aşılırsa ilişki yozlaşır, çürür, bir daha tamir edilemez.Ne yazık ki Türkiye bu sınırı aşmış görünüyor.Herkesin birbirine en ağır sözlerle saldırdığı bir toplumdan ne hayır bekleyebilirsiniz ki artık.Kurumlar bölünüyor.Siyaset, yargı, bürokrasi, üniversite, medya, aydınlar birbirinin kanına ekmek doğrayacak hale gelmiş.Öyle sözler söyleniyor, öyle yazılar yazılıyor ki gözlerinize kulaklarınıza inanamıyorsunuz. Acaba yanlış mı duyuyorum, yanlış mı okuyorum diye düşünüyorsunuz.Bence artık Türkiye’nin bu noktadan geri dönmesi çok zor.Yıllardır insanları uyarmak için çırpındığımız kutuplaşma belası, ne yazık ki ülkenin gerçeği haline geldi.Mahalle mahalle, kurum kurum, parti parti, gazete gazete, üniversite üniversite bölündük.Ne diyorduk:“Türkiye’de sağ ve sol eriyor. Bunun yerine üç kutuplu bir Türkiye’ye gidiyoruz: Siyasal İslam, milliyetçilik ve Kürt hareketi. Böyle giderse ülkenin bölünmesi kaçınılmaz hale gelir.” Şimdi olup biteni bu şemaya oturtalım bakalım ne görüyoruz.Bu uyarıyı yapmaya başladığımız on beş yıl önce neredeydik, bugün neredeyiz.Ve en önemlisi yarın nerede olacağız?
