Çeşitli uluslardan insanları bir masa çevresinde toplayalım ve bir soru soralım. Topladıklarımız arasında beş kıtadan ve çeşitli ülkelerden insanlar olsun. Diyelim ki; size bir denklem sunuyoruz:Üç taraf var. Bir grup bildiri dağıtan kız ve erkek öğrenciler. İkinci grup polisler. Üçüncü grup da o sırada oradan geçmekte olan halk. Bir çatışma çıkıyor, gruplardan biri diğerine saldırıyor ve öldürülmek istenen kişiler üçüncü grup tarafından kurtarılıyor. Bu grupları isimlendirin. Kim kime saldırdı ve kurtaran kim? Emin olun, katılımcıların hepsi “Bu kadar da basit soru olur mu” diye güler ve cevabını verir: Elbette ki polisler bildiri dağıtan öğrencilere saldırdı ve halk öğrencileri kurtardı. Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin; hangi kültüre, hangi ırka, hangi siyasi rejime, hangi din mensubuna sorarsanız sorun, bu cevabı alırsınız. Ama bizde böyle olmadı. Bildiri dağıtan öğrencileri halk öldürmek istedi ve onların canlarını polis kurtardı. Üzerinde düşünmemiz gereken konu da bu. 12 Mart, 12 Eylül gibi darbeler, ortaya “Sayın muhbir vatandaş” tipini çıkarmıştı. İnsanlar kendi mahallelerinde kalan öğrencileri, bekârları, kısacası kendi aile modellerine uymayan insanları ihbar edip duruyor, sonra da bu çocukların sabaha karşı askeri araçlara doldurulup götürülmelerini perde arkasından zevkle seyrediyorlardı. Şimdi işler ilerledi ve linç girişimleri başladı. Cezaevlerindeki yaşama koşullarının insani hale getirilmesini isteyen ve bunun için bildiri yayınlayan gençler öldürülmek isteniyor. Buna karşılık iktidar ve basın “sağduyu” çağrısı yapıyor. Türk halkının, bütün dünyanın gözünde “katil” damgası yemesinin önüne geçmeye çalışıyor. Düşünün; eğer linç girişimi başarıyla sonuçlansa ve halk dört genci öldürseydi, dünya bu olayı nasıl yorumlardı. Belki bazı okurlarımız itiraz edecek ve bu insanlara “halk” dememizi yadırgayacaktır. İyi ama ne diyelim? Yıllardır şaşmaz bir isabetle en adi televizyon programlarını listenin başına oturtan, höyküren türkücülere tapan, şehirlerin içine eden, sokakları kirleten, hayvanları öldüren, maçlarda birbirini doğrayan, ana dilinden uzaklaşıp bir takım hırıltılar ve çığlıklarla konuşmaya başlayan, direksiyon başına geçtiğinde herkesin hayatini tehlikeye atan, anasını ağlatanlara “kurtar bizi” diye haykıran, fırsatını buldu mu devleti kazıklayan, bildiri dağıtan gençleri öldürmek isteyen insanlara ne isim verelim?