Amasya’da ilkokula başladığımda yeşil teneke kaplı bir okul çantam vardı. Kenarında köşebentler olan parlak, göz alıcı desenlerine dalıp gittiğim bir çanta. İçinde on kuruşluk kurşun kalemler ile beş kuruşluk ince defterler dururdu. Ortası delik yüz paralıklar zamanıydı henüz. Parlak yeşil çantamla gurur duyardım. Bir gün arkadaşlarla okuldan gelirken önümüze çıkan su birikintisinde bata çıka oynamış, hatta çantalarımızı da kayık görevi yapsın diye suya atmıştık ama bir tek benim çantam su almamıştı. Bu anıyı unutmuşum; teneke kaplı çanta da çıkıp gitmiş aklımdan. Geçenlerde bir gün karşıma çıkar çıkmaz, beni Proust’un madlen çörekleri gibi sevindirivermesi bu yüzden işte. Bir çanta, bütün renkleri, kokuları ve heyecanlarıyla çocukluğumu geri getirdi sanki. Çantayı bulduğum yer ise Maslak’taki MUDO mağazası. Daha doğrusu mağaza değil de dünyanın her köşesinden bulunup toplanmış, özenle seçilmiş bin bir çeşit eşyayla, aksesuarla, süsle, mobilyayla, hediyeyle dolu bir masal dünyası. Bir köşede ahşap filler size bakıyor, öteki köşede bambular arasından bir kuş başını uzatıyor. Siyah leoparlar mı yok bu masal aleminde, kütük masalar mı, eski moda radyolar mı! Çocukluğumuzda okuduğumuz kitaplarda, bizi alıp egzotik isimli diyarlardaki bin bir serüvene sürükleyen ne varsa burada. Düş gücünü, imgelemi aşan bir zenginlik. Biliyorsunuz bizde artistlerin dünyasını anlatan “magazin” kelimesi, “mağaza” ile aynı kökten geliyor. İkisi de batı dillerine geçen Arapça mahazin kelimesinden türemiş. Kelime aklıma Ali Baba ve Kırk Haramiler masalındaki malla dolu ve “açıl susam açıl” diye seslenilerek girilen mağaraları getiriyor. Sevgili dostum Mustafa Taviloğlu sağolsun; hiç aklımda yokken, biraz da canımın sıkıldığı bir günde karşıma çıkarıverdiği yeşil teneke kaplı çantayla beni alıp çocukluk günlerime savurdu. Bundan sonra her canım sıkıldığında bu masal diyarına gidip, anı avcılığına çıkacağım. Uzak anıların avcılığına.
