Niye kıyamet kopmuyor anlamıyorum. Bir itirafçı Stockholm’de Neşe Düzel’e konuşuyor, dehşet verici şeyler anlatıyor. Taraf Gazetesi’nde üç gündür yayınlanıyor bunlar. İtirafçı, faili meçhul deyip geçiştirilen cinayetlerden söz ediyor, Silvan yoluna götürülerek başına kurşun sıkılan üç sendikacının isimlerini veriyor. Olayları o kadar ayrıntılı, yer ve isim vererek anlatıyor ki; bütün bunların kurgu olması ve bir insanın düş gücüyle ortaya çıkması olanaksız. Ayrıca bu bilgiler, başka bilgilerle de örtüşüyor. TBMM komisyonuna göre bu ülkede on altı bin faili meçhul kalmış cinayet var. Dile kolay, on altı bin kişi öldürülmüş. On altı bin ocak söndürülmüş. Bunu tespit eden makam, Meclis Araştırma Komisyonu. Bir ülke bu kadar cinayetle nasıl yaşar, hayatına nasıl devam eder? Kendisine nasıl hukuk devleti ya da demokrasi adını layık görür?
Türkiye 90’lı yıllardaki bu pislikle mutlaka yüzleşmek zorunda. Yüzleşecek ki arınsın, temizlensin, kendisinde yeni bir başlangıç yapacak gücü bulabilsin. Bunları halının altına süpürdükçe ülke hastalanıyor, karamsarlaşıyor, insanların yaşama enerjisi kalmıyor, farkında değil misiniz? Uzaktan izleyebildiğim kadarıyla bu ülkede 1990’lı yıllarda bir şeyler oldu. Ayrıntılarını bilemem. Ben ne araştırmacı gazeteciyim ne de gizli servis görevlisi. Ama okuduklarınızı alt alta koyup düşündüğünüz zaman belli oluyor ki korkunç bir cinnet dönemi yaşadık. Geriye baktıkça insan ürperiyor doğrusu. Çünkü o yıllarda, temiz ve doğru bir şeyler yapabilme heyecanıyla ortaya çıkan insanlar bu çeteler tarafından teker teker yok edilmiş. Ben bunun çok yumuşak bir biçimini kendi hayatımda gördüm. Bütün iyi niyetimle kabul ettiğim bir adaylık sonucunda karşıma bu çeteler çıktı, basınla işbirliği yaparak “bir solcu”yu durdurmak için olmadık pislikler yaptılar. Demek ki biraz daha ileri gitsek başka şeyler olacaktı.
Türkiye’nin bu katillerle mutlaka hesaplaşması gerekir dedim. Ama umutlu musun diye sorarsanız “Hayır!” derim. Çünkü eğer bu konuda bir devr-i sabık yaratılırsa, o dönemin cumhurbaşkanları, başbakanları, bakanları, generalleri, emniyetçileri de okkanın altına gider. Ki benim tanıdığım Türkiye buna izin vermez, ne yazık ki vermez. Birkaç katili feda eder ve “devlete hizmeti geçmiş büyükler” olarak yollarına devam ederler. Zavallı halk da onları başında taşır, cenaze törenlerinde ağlar. Türkiye’ye en büyük kötülüğü kim yapmışsa, o el üstünde tutulur.
