Futbol heyecanını in-
san en iyi gurbettey-
ken anlar.
Türkiye'de çevreniz yurt-
taşlarınızla doludur, zaten ülke-
nizde yaşamaktasınızdır.
Ama dışarıda, şoförün ya-
nında oturan yolcu gibi hisse-
dersiniz kendinizi.
Boşluğa fren yapar durur-
sunuz ama sistemin işleyişine
hiçbir etkiniz olmaz.
Bu yüzden, içinde Türkiye
geçen en ufak habere kulak
kabartırsınız.
Dün de öyle oldu: Avru-
pa'da, televizyonsuz bir yerde
kitabımı abımı bitirm bitirmeye çalışırken,
küçük tiransistörlü radyodan
maçı dinlemeye başladım.
Ve sonunda, heyecan için
deki Fransız spiker şöyle de-
di: "Bravo Türkiye, Bravo!
Çok akıllıca bir oyun kura-
rak turnuvanın ev sahibi
ülkesi olan Belçika'yı peri-
şan ettiler."
Stockholm'de yaşadığı-
yaşadığı
mız uzun, ağır ve soğuk
yıllarda yaşamımız Galatasa-
ray-AİK maçıyla şenlenmişti.
Arkadaşlarımızla birlikte
bayraklar dikmiş ve stadyum-
da bunları çılgınca sallarken
sesimiz kısılana kadar haykır-
mıştık.
Çünkü bu eylem kimliğimi-
zin bir parçasıydı.
Aidiyet duygusuydu.
Bir toprağa ve kültüre bağlı
olmanın ifadesiydi.
Artık lamı cimi yok: Tür-
kiye önemli bir futbol
ülkesi haline geldi.
Ve varılan bu noktadaki en
önemli öğe; evrensel başarı ar-
zusu.
Çünkü "evrensel başarı
arzusu" liyakata göre adam
seçtiriyor.
En iyi golcü, en iyi kaleci,
en iyi kaptan takımda yerini
alıyor.
Ve bu kadrolar Türkiye'yi
evrensel başarıya taşıyorlar.
Oysa yaşamımızın diğer
alanlarında negatif seleksiyon
egemen.
Özellikle politikada ve dev-
let yönetiminde insanlar liya-
kata göre değil hemşehrilik,
partizanlık, çıkar ortaklığı gibi
nedenlerle o mevkilere geli-
yorlar ve sahaya futboldaki gi-
bi birinci sınıf bir kadro yerine
bir sürü ortalama insan çıkıyor.
Futbolcularımız iyi ki
siyasetten anlamıyor.
Yoksa yabancı sahalarda
fırtına gibi esen çocuklar yeri-
ne devlet büyüklerinin hem-
şehrilerini, yakınlarını ve parti
militanlarını görecek ve kahro-
lacaktık.
İyi ki futbol, dünya rekabet
yasalarına göre işliyor.
Keşke her alanda böyle
olabilsek.
Üniversitede, basında, tıp-
ta, politikada, sanatta da ev-
rensel ölçülere uymayanlar
tasfiye olup gidebilse...
İşte o zaman Türkiye de
birinci lig ülkesi olur.
Çünkü bunu başaracak
kadrolar var bizde.
Ama değişik alanların Ha-
kan Şükürler'i, yeteneksizler
ittifakının kıskançlık girdapla-
rında boğulup gidiyor, sesini
bile duyuramıyor.
