Gelişmiş toplumları, ortak sağduyu ve kolektif bilinç yönetir. Mesela İngiltere’de yazılı olmayan kurallar, yazılı olanlardan daha önemlidir. Herkes sınırını ve ölçüsünü bilir. Bu ölçünün dışına çıkan ise kim olursa olsun derhal tasfiye edilir. Demokrasi kendisini düzeltme yeteneğine sahiptir. Buna karşılık gelişmemiş toplumları, öfkeler, nefretler ve gündelik çıkar kavgaları yönetir. İngilizler Picadilly’de yemek yer, publarında Guiness biralarını yudumlarken Hutular Tutsileri keser, Taliban kitle kıyımı yapar, Sihlerle Hindular her sabah kan banyosuna uyanır, Şiilerle Sünniler sonu gelmez bir öldürme iştahıyla birbirlerini yok ederler. Gelişmiş toplumlardaki en önemli değer ölçüsü makul olmaktır. Uluslararası kurumlarda çok çalışmış olduğum için bu konuda epey deneyimim vardır. Oralara yeni giren kişiyi fark ettirmeden tartarlar. Eğer makul ve ölçülü biri ise içlerine alırlar. Yok eğer aşırılıklara meraklı ve mantık dışına çıkan sivri biriyse, hiç seslerini çıkarmaz, nezaketlerini bozmazlar. Ama o kişi hemen dışlanır, ne olduğunu anlayamadan kayar gider.

Gelelim Türkiye’ye. Bu ülkede de aşırıların, radikallerin sesi çok çıkar oldu, makul insanlar ise mecburen köşelerine çekildiler. Meydan sivrilere kaldı. Ben bunu, şiddetini her geçen gün daha da artıran kutuplaşma olgusuna bağlıyorum. Savaş tamtamlarının çalındığı ve borazanların öttüğü yerde bilgelerin düşünceleri ve olgun sözleri duyulmaz oluyor. Üstüne bir de cehaleti eklerseniz, basit sloganlar haykıran radikallerin ortalığı kaplamasına şaşırmamak gerekiyor. Cehalet o dereceye geldi ki, milyonlarca insan artık makale formatında yazılmış bir gazete yazısı bile okuyamıyor. Komprime biçimindeki şaka, küfür ve sataşmaları anlayabiliyor. Kimi bunu din adına yapıyor, kimi milliyetçilik, kimi Kürtçülük adına. Kutuplar ne kadar farklı olursa olsun, üslup ve seviye aynı. Sonunda olan, makul çoğunluğa oluyor. Her gün kanlı bir boks maçı izlemekten yorgun düşüyorlar.