Ne kadar eğlence severmişiz meğer. Reyhanlı ilçemizde kıyamet günleri yaşanıyor; elli masum insanımız parçalanarak can veriyor, yüzlerce yaralı can çekişiyor. Reyhanlı tedirgin, Reyhanlı yasta. Sadece Reyhanlı değil tüm Türkiye’de aklı başında olan herkes “Nereye gidiyoruz?“ diye kaygılı. Savaşın içinde miyiz, kıyısında mıyız, öncesinde miyiz belli değil. Ama televizyonlarımızda vur patlasın, çal oynasın şenlikleri devam ediyor. Ölenlere, yaralananlara, yas içindeki ailelere en ufak bir saygı, en küçük bir dayanışma duygusu yok. Öylesine yok ki; ekranlar kahkahadan, espriden, rengârenk gösterilerden, kırıtan tiplerden, atılan göbeklerden geçilmiyor. Fenerbahçe-Galatasaray maçına gösterilen ilginin onda biri Reyhanlı felaketine gösterilmiyor. Kardeşleri ölmüş bir halk, ekranların başına geçip gününü gün ediyor. DNA’mız mı değişti? Biz ne zaman böyle olduk bilmiyorum. Gençliğimde bizim halkı “içe dönük ve hüzünlü“ olarak değerlendirirdim. Mesela dışa dönük Araplardan, İtalyanlardan, Yunanlardan çok farklıydık. Ama demek ki bir ülkenin DNA’sı değişebiliyormuş; sadece bitkisel ürünlerin değil insanların da DNA’ları ile oynanabiliyormuş, GDO’nun toplumsalı da olabiliyormuş. Bambaşka bir halk olduk biz; duyarsız, göbek atmaya meraklı, gürültücü, saldırgan, komşusunun, yurttaşının acısına aldırmayan bir topluma dönüştük.Tuhaf bir durum. Ne geçmez modaymış! Dilimden yel alsın ama Reyhanlı’daki felaket İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de yaşanırsa ne olacak? Yine göbek atmaya devam edecek miyiz? Ya da büyük merkezlerde yaşayanların acılarına mecburen saygı gösterip yas mı tutacağız? Böylece Reyhanlılılara daha büyük bir ayıp mı yapacağız? Cenaze töreninde göbek atan insanlara benzedik artık. Bir göbek merakıdır gidiyor. Oysa göbek dansının bizim geleneğimizle hiçbir ilgisi yoktur. Açın Musahipzade Celal’in kitaplarını: Orada göbek dansının ne halkta, ne sarayda bulunduğunu, bize sonradan bulaşan bir moda olduğunu göreceksiniz. Ne geçmez modaymış!