Kayınvalidemin ölümü ve babamın ameliyatıyla zor günler yaşıyoruz. Bu yüzden yurt dışında daha önce söz verdiğim birçok toplantıyı iptal ettim. Buna rağmen cumartesi akşamı bir günlüğüne Almanya’nın Essen kentine gittim çünkü en yakın dostlarımdan birisi olan Cornelius Bischoff’a, Ruhr Kitap Fuarı’nın onur ödülü veriliyordu. Sevgili dostumun bu anlamlı gecesinde bir konuşma yapmak için davet edilmiştim ve iki elim kanda olsa bu görevi yerine getirmek zorundaydım. Cornelius, Türkçeyi çok güzel konuşan bir Alman dostumuz. Diğer çevirilerinin yanısıra Yaşar Kemal’in kitaplarını da müthiş bir titizlikle Almancaya çevirdi. Yaşar Kemal onun için “Almanların en Türk’ü, Türklerin en Alman’ı“ diyor. Otuz yılı aşkın bir süredir Cornelius ve Karin’le müthiş dostluk günleri yaşadık. Sürgün yıllarımda onların Hamburg Hitfeld’deki evleri, sıcak bir aile yuvası sundu bana.

Cornelius’un çok ilginç bir yaşam öyküsü var. Kemal Yalçın bunu başarıyla kitaplaştırıyor. Cornelius’un babası marangoz. O dönemin adetine göre bu meslek mensuplarının bir süre gurbete gitmeleri ve orada çalışmaları gerekiyor. Baba Eduard da İstanbul’a geliyor. Burada Sefarad Yahudilerinden bir kızla evleniyor ve Hamburg’a geri dönüyorlar. Cornelius doğuyor. Onun ilkokul çağları, Nazi rejiminin yükselme dönemine rastlıyor. Cornelius okulda öğretilenlerin etkisi altında ateşli bir Yahudi düşmanı oluyor, sınıfta en güzel “Heil Hitler” selamını o veriyor ve hocaları tarafından örnek gösteriliyor. Eve dönünce de hep “Pis kanlı Yahudileri öldürmek gerektiği”nden söz ediyor. Baba ve anne suskun. Çünkü çocuk ağzından bir şey kaçırırsa bu doğrudan doğruya ölüm demek. 1938 yılının 9 Kasım’ı 10 Kasım’a bağlayan gecesinde, yani Atatürk son saatlerini yaşarken, Almanya’da meşhur “Kristal Gecesi” yaşanıyor. Yahudi dükkânlarının camları tuzla buz ediliyor, yüz Yahudi öldürülüyor ve binlercesi yaralanıyor. Bunun üzerine baba, ailesini İstanbul’a götürmeye karar veriyor. Binbir macerayla ve Gestapo’nun elinden güç bela kurtularak İstanbul’a geliyorlar. Cornelius burada okula başlıyor ama evde yine “Pis kanlı Yahudiler”in öldürülmesi gerektiğini anlatıyor. Bunun üzerine babası çocuğu karşısına alıyor ve diyor ki: “Madem böyle düşünüyorsun o zaman öldürmeye en sevdiğin kişi olan annenden başla!“ Çocuğun geçirdiği şoku tahmin edebilirsiniz herhalde.

Corneilus’un başından geçen maceralar bununla da bitmiyor. Daha Çorum’da enterne edilmeleri, Hasan Ali Yücel’in yardımıyla okuması gibi çok ilginç ayrıntılar var. Cornelius aynı zamanda Troy gibi büyük filmlere imza atan Wolfgang Petersen’in üvey babası ve onu yetiştiren, okutan kişi. Ama bu köşe hepsini anlatmama yetmez. Bu hümanist, düşünür, sevgili arkadaşıma uzun ve sağlıklı bir ömür ve huzur diliyor, ödülünü kutluyorum.