1986 yılında o anlı şanlı Kremlin’i ziyaret ederken birisi bana deseydi ki: “Sovyetler Birliği çökecek, kapitalist ekonomiye geçilecek, Doğu Bloku ülkeleri NATO üyesi olacak!” İnanmazdım. “İki Almanya birleşecek, duvar yıkılacak!” İnanmazdım. “Moskova’da değil ama Washington’da devlet ekonomiye müdahale edecek.” İnanmazdım. Saddam Hüseyin yakalandığı gün deselerdi ki: “Amerika Barak Hüseyin adlı bir başkan seçecek.” İnanmazdım. Osama 11 Eylül’ün sorumlusu olarak arandığında deselerdi ki: “Amerika Obama adlı yarı Müslüman aileden bir siyahiyi başkan olarak Beyaz Saray’a gönderecek!” İnanmazdım. Şimdi bütün bunlar oldu. Hem de gözlerimizin önünde. Düşünüyorum da şu anda olmaz dediğimiz daha neler olacak acaba? Bir şeyi öğrendim: Bu dünyada olmaz olmazmış.
Aynı durumu Türkiye’de de yaşamıyor muyuz. Olmaz dediğimiz neler oldu. Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığına bile “alışmıyorum” diye karşı çıkılan ülkede nelere alışıldı. Şimdi bazı arkadaşlar Türkiye’nin geleceğiyle ilgili çılgın tahminlerde bulunuyorlar. “Şu olacak, bu olacak.” Eskiden böyle tahminlere hemen itiraz eder ve mümkün değil derdim. Ama şimdi biliyorum ki insanoğlu her şeyi yapar, her şey mümkün. Bu dünyada olmaz diye bir şey yok.
Artık ihtiyatlı olmak istiyorum. Tony Blair fiyaskosundan sonra Obama’nın seçimi neler getirecek bilmiyorum ama buna rağmen sevinçliyim. Çünkü hiçbir şey Bush’un dünyayı felakete götüren yönetiminden daha kötü olamaz. Hani Bernard Shaw’a iki kadeh şarap verip hangisinin daha iyi olduğunu sormuşlar. Birinin tadına bakıp “Öteki daha iyi!” demiş. “İyi ama üstat ötekinin tadına bakmadınız ki” diyenlere de “Hiçbir şarap bu içtiğimden daha kötü olamaz!” diye cevap vermiş. Umarım Obama dönemi, dünyanın ihtiyaç duyduğu iyileşme ve yara sarma dönemini başlatır. Amerika’nın silah ve petrol lobileri karşısında işi zor. Tamtakır bir hazine ve her köşe başında ırkçı katiller onu bekliyor ama bakarsınız başarır. Çünkü artık hiçbir şeye “olmaz” demiyorum.
