Üç yüz milyon nüfus, 11 trilyona yaklaşan yıllık geliriyle bir numaralı ekonomi; Harvard, MIT, Princeton, Stanford gibi üniversiteler ve bilim adamları, dünyanın teknolojik öncülüğü, uzay araştırmaları liderliği. Ve bütün bunların başında her gece Tanrı’yla konuştuğuna ve ondan dünyayı kurtarmak üzere emir aldığına inanan tövbekâr bir alkolik. İşte demokrasi denilen sistemin temel çelişkisi burada başlıyor. Nasıl oluyor da Noam Chomski’lerin, Bill Gates’lerin ülkesini George W. Bush bir imparatorluk yetkisiyle yönetebiliyor? Çünkü halkın yarısının oyunu almış. Biliyorsunuz; kazandığı ilk seçimde Bush, Al Gore’dan 594 bin daha az oy almış ama seçim sistemi sayesinde başkan olmuştu. Hadi diyelim ki oyların tam yarısını aldı. Peki onu onaylamayan, bu adamın Amerika’ya ve dünyaya zarar vereceğini düşünen öteki yarının günahı ne? Onların düşüncesi ve kararı niçin sıfır haline geliyor, yani hiçbir değer ifade etmiyor? Biliyorsunuz; müthiş yetkilerle donatılmış olan Bush, Irak’a 20 bin yeni asker gönderme kararı aldı. Irak’ta yüz binlerce kişinin ölmesine, Şii-Sünni kavgasının katliama dönüşmesine, Orta Doğu’nun ateş çemberine atılmasına sebep olan adam, yangının üzerine daha fazla benzin dökme niyetinde. Teksas valiliği sırasında en fazla idam kararı imzalama rekorunu elinde tutan Bush’un, dünyayı mahvedecek kararlarına niçin engel olunamıyor?Demokrasi sayesinde. Madem ki bir kez oy aldı, dünyayı yaksa yıksa bile sonuna kadar eli kolu bağlı oturacak herkes. Açık söyleyeyim; benim aklım böyle bir demokrasiyi almıyor. Eskiden krallarda, imparatorlarda, padişahlarda bile yoktu bu yetki. İşlerin kötü gittiğini gören ileri gelenler bir karar alır ve tâcidârı düşürürlerdi. Osmanlı tarihinde bile bunun ne kadar çok örneği görülmüştür. Ama demokrasi öyle bir sihirli sözcük ki imparatorlar bile devrilirken seçilmiş krallara kimse dokunamıyor. Gerçek bir demokrasi, bu anormal durumun çaresini bulabilen bir rejim olmalı. Çığrından çıkan, kendi ülkesine ve dünyaya zarar veren seçilmişler engellenebilmeli. Bütün ciddi bilim adamları “Küresel felaket yaklaşıyor!” diye çığlık atarken bunlara kulağını tıkayan ve önlem almayı reddeden bir çılgın başkanın, dünyaya verdiği ve vereceği zararın önüne geçilebilmeli. Gerçek bir demokrasi, bu refleksi gösterebildiği zaman demokrasi olur. Yoksa seçilmiş krallar yaratan bir zulüm rejimine dönüşür. Hadi gelin Irak’ta can veren kara gözlü çocuğunu bağrına basıp feryat eden babaya, tek oğlunu Bağdat’tan gelen bir tabut içinde karşılayan Amerikalı anneye Alexis de Tocqueville’in “Amerika’da Demokrasi” kitabını ya da Thomas Jefferson’ı, George Washington’ı, John Adams’ı anlatın şimdi. Ama haksızlık yapmayalım. Amerika’nın kurucu babaları, “Politikacıyı anayasanın çarmıhına çivilemek gereklidir!” demişlerdi. Kabahat bu temel kuralı unutup, demokrasiyi sadece oy verme mekanizmasına dönüştürenlerde. Bu sözlerim sadece Amerika değil, İngiltere, Türkiye, Almanya, Fransa, İtalya dahil bütün ülkeler için geçerli.