Galiba, Türkiye'nin ekonomisi ile birlikte
fikir hayatı da tıkandı.

Pek yavan ve alışılmış şeyler söyleniyor
ardı ardına.

Belki insanlar bıktı; yıllardır aynı şeyi yazmak-
tan, söylemekten usandılar; belki de söylenecek
fazla bir söz kalmadı artık.

"Öldük, bittik, mahvolduk, ben deme-
miş miydim!"in dışında birşey gelmiyor akıl-
lara.

Oysa Mevlana ne diyor: "Dünle beraber
gitti düne ait ne varsa cancağızım- Bugün
yeni şeyler söylemek lazım"

Gerçekten de yenilenmeye, tazelenmeye, ye-
ni fikirler üretmeye, yeni projelere ihtiyacımız var.

Bunun için de ilk koşul; "Bireysel yeniden
yapılanma!"

Kendi hayatımızı gözden geçirme; eksikleri-
mizi, yanlışlarımızı bulma ve yapabileceğimizin
en iyisi yapma gayreti içine girme.

Bunun zor bir iş olduğunu elbette biliyorum.

Yıllardan beri neler çekmekte olduğumuzu
gelin de bana sorun.

Ama yılgınlık çare değil!

Önce kendimizi yeniden yapılandıralım; en
yakın çevremizden başlayarak herkese yardımcı
olmaya çalışalım, sonrası nasıl olsa gelir.

★★★

Safça bir iyimserlik havası yaymak istemiyo-
rum ama, eğer yaşadığımız krizlerden ders aldıy-
sak, toplumsal dokumuzu daha fazla bozmadan
kendimizi toparlamayı başarabilirsek bu işten
kurtuluruz.

En önemlisi ahlâki çöküntünün önüne geçe-
bilmek.

Çünkü, değerli dostum Orhan Güvenen'le
sık sık konuştuğumuz gibi "Ekonomideki tah-
ribatı giderecek 17 milyar dolar bulunur
ama ahlâki ve toplumsal tahribatı gidere-
cek bir yardım bulmak çok zor."

★★★

Eğer çalışmadan, üretmeden tüketmenin so-
nu olmadığını anladıysak, eğer toplumun en alt
kesimlerinin eğlence biçimini gençlere model di-
ye sunmaktan vazgeçersek, eğer evrensel değer-
ler hiyerarşisine saygı duyarsak, eğer boş böbür-
lenme yerine alçakgönüllü, dürüst ve çalışkan bir
yaşam biçimini seçersek, eğer kendi kültürümüz-
den kopmadan çağdaş olmanın önemini kavra-
yabilirsek; başımızı utançla önümüze eğmeyiz.

Bütün bunlar; yaşadıklarımızdan ne kadar
öğrendiğimize, ne kadar ders çıkardığımıza
bağlı.

Bakın 50 yıl önce bombalarla yıkılan, açlığa
talim eden, enflasyon, ahlâksızlık, kötü yönetim
ve savaşın, mahşerin dört atlısı gibi cehenneme
sürüklediği Avrupa ülkeleri bugün pırıl pırıl.

Geçmişin acılarının üzerine bir sünger çektiler
ve giderek cümbüşlenen, gökkuşağı renklerinde
bir yaşamın tadını çıkarıyorlar.

Çünkü öğrendiler!

Faşizmi de gördüler, diktatörlüğü de, iç sava-
şı da, dinsel ve etnik çatışmayı da!

Milliyetçiliğin felâkete dönüşebileceğini, ah-
lâksız siyasetçilerin ülkeyi batırabileceğini, hiçbir
şeyin farkında olmayan liderlerle bir yere varıla-
mayacağını anladılar.

Demokrasi, hukuk, uygarlık ve kültür değer-
lerine sımsıkı sarıldılar.

Yaşadıkları felâketten ders çıkarmasını bildik-
leri için de olgun uluslar olarak daha iyi yönetim-
lere kavuştular.

★★★

Herşey bizim öğrenmemize bağlı.

Siyaset, medya, ticaret çevreleri ve halk ola-
rak öğrendiysek, olgunlaştıysak, kendi küçücük
çıkarlarımızın bir milim ötesini görmeye başladıy-
sak; ayakları baş, başları ayak yapma alışkanlığı-
nın zararlarını kavradıysak biz de kurtuluruz.

Hem de dünyaya şapka çıkarttıracak kadar
büyük bir hızla.

Çünkü bu ülkenin iç dinamikleri bizi bir anda
diriltecek kadar güçlü.

Yeter ki öğrenmiş olalım!