Çünkü program açıklaması, "Dervişin fikri neyse zikri odur!" sözüne hak verdirecek biçimde gelişti.
Ve kimsenin yüreğine su serpilmedi.
Programdan mucize bekleyen ve geçici rahatlamalara bel bağlayan kesimler, hayal kırıklığına uğradılar.
Kemal Derviş dürüst bir adam ve gerçeği saklamadan, eğip bükmeden söylüyor.
Siyasi denge ya da oy hesabı içinde olmadığından, millete yalan söyleyerek durumu idare etmek isteyen Ankara ekâbirinden farklı bir tablo sergiliyor.
Bütün söylediği;-yıllardır benim de içinde olduğum birçok insanın haykırdığı gibi- Türkiye'nin gelip duvara dayandığı, bu biçimde devam edemeyeceği ve mutlaka yeniden yapılanmasının şart olduğu.
Oysa piyasalar ondan güven verici, doları düşürücü vaatler bekliyorlar.
Çünkü; "Yalan da olsa söyle, hoşuma gidiyor!" kültürü bizi buna alıştırmış.
Kemal Derviş ise yalan söylememekte, pembe tablo çizmemekte kararlı.
"Durumumuz kötü" diyor "Ve kurtuluş, ancak uzun vadede yeniden yapılanmakta."
Türkiye saydam, rekabetçi, özel sektörle devleti dengeleyen, yolsuzluklara geçit vermeyen, özgürlükçü bir demokrasi olmak zorunda.
Kemal Derviş'in ekonomik alanda söylediklerine; hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hak ve özgürlükleri, kültür gibi boyutları da eklemek şart.
Şimdi Kemal Derviş, yılların biriktirdiği yapısal sorunları çözmeye çalışıyor.
Ama acaba vakti yetecek mi?
Halka mucize çözümler vaat etmesine imkân olmayan ve doğruyu söyleyen Kemal Derviş, sokaktaki yangını söndürebilecek mi?
Türkiye'nin geleceğini kurtarmaya dönük akılcı önlemleri, acaba bugününü kurtarabilecek mi?
Ne yazık ki öyle görünmüyor.
İşsiz kalan yüzbinler, açlık sınırına sürüklenen kitleler, milyona vuran benzin, programın açıklanmasından hemen sonra yükselişe geçen dolar bu konuda umutlu olmamıza imkân tanımıyor.
Bir kanser hastasına bugüne kadar "Hiçbir şeyin yok. Turp gibisin. Al şu mutluluk hapını!" dediler ve parasını yemeye devam ettiler.
İlk kez bir doktor gerçeği yüzümüze karşı söylüyor ve ağır, uzun vadeli bir tedavi gerektiğini açıklıyor.
1970'lerde durumu bizden çok daha kötü olan Yunanistan, 65 basamak üstümüze çıktı!
Eski Doğu Bloku ülkeleri bugün saygıyla anılan ekonomiler olma yoluna girdi!
Bulgaristan yurttaşlarına, Avrupa'da serbest dolaşım hakkı tanındı.
Biz ise uçurumun dibinde çırpınan bir ülke olarak, Bulgaristan'a bile Schengen vizesi alarak girmek durumundayız.
Kemal Derviş eğer bu durumun sorumlularını soruyorsa, fazla uzağa gitmesine gerek yok.
Nasıl olsa onları her gün görüyor.
Polonya, Macaristan, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti gibi eski Doğu Bloku ülkeleri, bu dönüşümü çok daha planlı, sancısız gerçekleştirdiler. Çünkü daha iyi yönetiliyorlardı.
Ama Türkiye kendi halklarına ve insanlığa karşı suç işleyen liderleri sayesinde, toplumsal patlamanın eşiğine ve iflasa sürüklendi.
Peki; bu duruma izin veren, politikada ayakların baş yapılmasına itiraz etmeyen, kasaba kurnazı liderleri yıllardır tepesinde taşıyan ve her doğru söyleyeni dokuz köyden kovan bizim hiç mi suçumuz yok?
Halkın, basının, İstanbul burjuvazisinin, TÜSİAD'ın, holdinglerin, aydınların bu soruyu kendisine sormasında yarar var!
