Sizce 21. yüzyılın 20. yüzyıldan bir farkı var mı? On bir yıldır ayrı bir dünyada mı yaşıyoruz, yoksa her şey yine aynı mı? Dünya ve Türkiye değişti mi? Oturup uzun uzun bu sorunun cevabını düşündüm ve ayrı bir döneme girdiğimiz konusundaki kanım güçlendi. Bence en önemli fark, 20. yüzyılın siyah ve beyaz cepheleşmesine karşı, bu dönemin gri oluşu. Her olayın içinde hem siyah var, hem beyaz. Bu yüzden artık taraf olmak zorlaşıyor, vicdan sahibi insanlar kuşkulara tereddütlere kapılıyor. Çünkü 21. yüzyılın kurnazları, doğruyu eğriye karıştırıyorlar. Böyle müthiş bir formül bulundu. Bir kaba, biraz doğru koyun, biraz eğri. Biraz yalan, biraz da gerçek ilave edin ve iyice karıştırın. Bakın bakalım bu acı ilacı, fanatiklerden başka kim içebilecek. Fanatikler dünya tarihi boyunca vardı, yine de olacak. Ama doğru dürüst insanlar için her şey çok karmaşıklaştı. Her olayda bu formül uygulanıyor. İnsanlar eski zamanlardaki gibi açıkça ortaya çıkmıyor. Mesela birisi topla ateş ediyorsa topun namlusuna bir çocuk bağlıyor ki karşı taraf ikileme düşsün. Ona ateş ederken çocuğu da öldürmek zorunda kalsın. Kimisi din toplumu niyetlerini “demokratlık” maskesinin ardına gizliyor. Kimisi “faşizm” özlemini “laiklik” diye sunmaya kalkıyor. Herkesin dilinde din, demokrasi, insan hakları, laiklik, uygarlık, milliyetçilik gibi kutsal kavramlar var. Ama arka plan kan, gözyaşı ve pislikten ibaret.
Elinize kumanda aletini alıp televizyonun karşısına geçin ve haber saatinde kanalları şöyle bir dolaşın. Göreceksiniz ki birinin ak dediğine öteki kara diyor. Kimin ne dediğini anlamaya sadece haberi izlemek yetmiyor, olaylara bir anlam verebilmek için o kanalın sahibini ve ilişkilerini de bilmeniz gerekiyor. Her şey o kadar karmaşık hale geldi ki normal bir yurttaşın işin içinden çıkması mümkün değil. Yalanla dolan etle tırnak gibi iç içe girdi. Bence 21. yüzyılın sloganı şu olmalı: “Kime karşı olduğumuzu biliyoruz da kiminle beraber olduğumuz belli değil.”
