Hayır hayır, yazının başlığına bakıp da müzikteki 9/8’lik ritimden söz ettiğimi sanmayın.“Adım çıkmış dokuza, inmez sekize” sözünden hareket ederek yazıyorum bu yazıyı. Her gün gözümüze ve beynimize yüklenen bilgi bombardımanının ne kadar önyargılarla bezeli olduğunu vurgulamak için kaleme kağıda sarılıyorum. Basit bir örnek belki ama siz bunu çok önemli olaylara da yayabilirsiniz. Dün bu köşede sözünü etmiştim: Dolmabahçe Sarayı’nda TBMM komisyonuyla birlikte, “gençlik ve artan şiddet” konulu bir basın toplantısı yaptık. Bu toplantıda ilk önerge sahibi olarak “bağımsız milletvekili” kimliğimi özellikle vurguladım. Hatta “Bağımsız olmama rağmen, meclisin bu önergeyi oy birliğiyle kabul etmiş olması çok sevindirici” dedim. Oradaki gazeteci arkadaşlar da bu konuşmaları teybe kaydettiler, notlar aldılar. Ve bazıları toplantıdan çıkıp gazetelerine haberi geçtiler “CHP milletvekili Zülfü Livaneli dedi ki…” Ben iki yıldır bu yanlışı düzeltemiyorum; ne kadar yazarsam yazayım, ne kadar açıklama yaparsam yapayım arkadaşlar beni bağımsız görmeye katlanamadıkları için olsa gerek sürekli CHP milletvekili diye yazıyorlar. Neyse ki yakında iple çektiğim o gün gelecek; “eski milletvekili” olacağım ve bu dertlerin tümünden kurtulacağım. Gerçi o zaman da “eski CHP milletvekili” yazacaklar ama bu kısmen gerçeği ifade edecek. Aslında “Bunda bu kadar büyütecek ne var?” diyeceksiniz ama gelin bir de bana sorun.Her gün beni partinin gidişinden sorumlu tutan o kadar çok mesaj alıyorum ki şaşar kalırsınız. Partiyi düzeltmek için niye bir şeyler yapmıyorsunuz diye soran sorana.Her birine ayrı ayrı dert anlatmak ve “kardeşim ben zaten düşüncelerim dinlenmediği ve uyarılarım dikkate alınmadığı için istifa ettim” demeniz gerekiyor.Dünkü haberde bir de komisyon üyesi olduğum da yazılmıştı. Oysa hem komisyon başkanı, hem de ilk önerge sahibi olarak orada bulunduğumu defalarca belirtmiştik. Bunların gerçekten fazla bir önemi yok, ayrıntı sayılabilir ama bazı muhabir arkadaşların, konuşmalardan ne anladığı konusunda bir fikir veriyor.

Hani adam Yusuf Peygamber’i kastederek sormuş: “O hangi evliyaydı ki bacıları onu denize attı da anası kurtardı?” Hoca da demiş ki: “Hangi yanlışını düzelteyim be evladım. Bir kere evliya değil peygamberdi. Ayrıca denize değil kuyuya atıldı, bacıları değil erkek kardeşleri attı. Üstüne üstlük onu anası değil babası kurtardı!” Bizimki de o hesap! Siz siz olun, okuduğunuz haberleri hep akıl mantık süzgecinden geçirin. Ben öyle yapmaya çalışıyorum.