Ortalıkta yoğun bir karamsarlık havası: "Ne oluyoruz? Ölüm oruçları sürüyor, polisler silahlarını gösterek yürüyor; kana kan, intikam diye haykırıyorlar. Birileri düğmeye mi bastı yoksa?"
Başbakanın da tekrarladığı bu soru, gündemin bir numaralı maddesi haline geliyor.
Acaba düğmeye kim bastı?

★★★
Aslında bu sorunun cevabı belli: Düğmeye bu ülkedeki yoksulluk basıyor.
Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul kılan bu sistem Türkiye'yi işsiz, umutsuz, parasız, öfkeli ve eğitim koşullarından yoksun milyonlarca gençle dolduruyor.
Canı burnunda olan bu gençlerin kímí sağcı, kímí solcu, kímí polis, kimi dinci, kimi etnik ayrımcı kimliğinde öfkelerini haykırıyorlar.
Ortam bu olunca, kışkırtıcılara, provokatörlere de gün doğuyor tabi.
Daha önce bir kaç kez verdiğim örneği tekrarlayayım izninizle: İsveç'te tenis oynayan binlerce genç bulabilirsiniz de adam öldürmeye koşullanmış genç kitlelere rastlanmaz.
Bizde ise durum, tam tersi.

★★★
Kızılay Meydanı'nda, önüne gelene "Allah yarattı!" demeden vuran polis de ayda 300 dolarla yaşam mücadelesi veriyor, dövdüğü insanlar da.
Oysa bu para, orta karar İstanbul lokantalarında bir akşam yemeği karşılığı; pahalıları ise bunun iki üç misli.
Kanlı bir pusuya kurban giden, geride gözü yaşlı aileler ve yetimler bırakan gencecik polisler de yoksulluk koşulları ile boğuşuyorlardı.
Birbirine karşı silah ve cop çeken insanlar, bu ülkenin gençleri.
Ortak noktaları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve yoksul olmaları: Hepsi de 18-30 yaş arasında.
Dar gelirli ailelerden geliyor, viraneye dönmüş şehir varoşlarında yaşam mücadelesi veriyorlar.
Sonra da ortak düşmanları olan yoksuluğu unutup, birbirlerini düşman zannederek gecekondu mahallelerinin eğri büğrü sokaklarında birbirlerini kovalıyorlar.
Oysa ortak düşmanları yoksulluk!
Bellerini büken şey, gelir dağılımı adeletsizliği.
Karşılarındaki insanları öldürseler, yoketseler bile yoksulluk koşulları değişmeyecek. Yine çocuklarının karşısına boynu bükük çıkacaklar, yine bakkala kasaba borç takacaklar, yine vadesinde ödenmemiş kredi kartlarının faizleri canlarını yakacak.
Ve yine televolelerde gördükleri yaşam, içlerini derin bir adeletsizlik, haksızlık ve isyan duygularıyla dolduracak.
Gelişmiş ülkelerdeki yaşıtları okul kampüslerinin cennet bahçelerinde sevgilileriyle dolaşır, spor yapar ve akşamları elele tutuşup sinemaya giderken bizimkiler, çirkin, kaba ve hoyrat mahallelerde zehir soluyarak birbirlerine kurşun sıkıyorlar.
Bu gençler birbirinin düşmanı değil; aslında aynı koşulları paylaşıyorlar.
Ne var bu haramzade düzeninin devamından medet uman odaklar, bu insanları birbirine karşı kışkırtıyor. Esas meseleyi gözden kaçırıyor.

***
Ölüm oruçlarında ölenler de yoksul ailelerin çocukları, otobüste can veren polisler de, yürüyenler de.
Ve öfkeleri, yanlış surata atılmış bir kezzap gibi birbirlerine yöneliyor.
Oysa ortak bir düşmanları var: Yoksulluk!
Ve düğmeye yoksulluk basıyor.