Turgut Özal ilginç bir kişilik. Son zamanlarda öne sürdüğü düşüncelere ve yaptığı önerilere bakıp, neredeyse muhafazakar olarak başladığı siyasi yaşamını devrimci olarak bitireceğine inanıyorsunuz.

Turgut Özal adının siyaset sahnesinde duyulduğu ilk günleri, bürokratlıktan politikaya geçişini ve askeri dönemlerin bu politikacıyı nasıl süratle yükselttiğini bilenler bu durumu şaşkınlıkla karşılıyor.

Ortadoğu ve Akdeniz devlet adamlarında duygusal boyutun önemini bildiğimiz için, bu durumu rasyonel analizlerden çok psikolojik tepkilere de bağlayabiliriz.

Özal kendisini muhalefette hisseden bir Cumhurbaşkanı olduğu için, Ankara oligarşisininin bir kısmına karşı böyle sert tepkiler gösteriyor olabilir.

Turgut Özal'ın şaşırtıcı önerilerinde derin tarihi analizler ve yeni perspektivler aramak yanlış.

O, çok pratik bir yöntemden hareket ediyor:

Bizden daha çok demokrasi deneyine sahip olan gelişmiş batı ülkelerinde ne varsa iyidir.

Batıda, özellikle de Amerika'da denenmiş olan uygulamalar bizde de yararlı sonuçlar verir.

Bu durumda Amerika'yı yeniden keşfetmek yerine, oradaki olumlu uygulamaları alıp teklit etmek yeterli olacaktır.

Amerika da çeşitli etnik gruplar yaşamıyor mu?

Bu grupların her biri için kendi dillerinde yayın yapan televizyon istasyonu yok mu?

O zaman Türkiye'de de her etnik grup için böyle bir televizyon kurmak doğrudur.

Amerika'da eyaletler yok mu?

Bu eyaletleri o yöre halkının seçtiği valiler yönetmiyor mu?

O zaman aynı formülü uygularsın ve Türkiye'yi de seçilmiş valiler yönetir.

XXX

Özal'ın pragmatik bakış açısının müthiş yararlı bir yanı da var.

Türk aydınının iki yüz yıldır tartışmakta olduğu kimlik meselesini bir çırpıda aşıveriyor.

Osmanlı ve Türk aydınının, doğu ve batı gibi bir araya gelmesi imkansız olan iki büyük kültür kategorisini birleştirme çabalarına teğet geçiyor ve İskender'in yaptığı gibi düğumü çözmek yerine kesip atıyor.

Bu kılıç yöntemi Özal'ın karşısındaki cepheyi görülmemiş biçimde genişletti. Bütün statükocular, devletin yapısıyla oynayan bu Cumhurbaşkanı karşısında hoşnutsuzluklarını belirtiyorlar.

Sağ ve sol muhalif aydınların bir kısmı devletin kutsallığı konusunda birleşerek anti-Özal cephede omuz omuza veriyor.

Hemen o bildik, eski terane çıkıyor ortaya:

"Bu özgürlükler bizim halk için fazla".

"Biz o seviyede değiliz ki henüz. Anarşi olur maazallah."

XXX

Şu Türkiye garip bir ülke.

Yıllarca devlete karşı mücadele eden aydınlar, bugun devleti Cumhurbaşkanından korumaya çalışıyor.

Hem de bütün ideolojik ayrımları aşarak, sağ ve sol devletçiler aynı kavramda buluşuyorlar.

Oysa gelişme ve dünyanın dinamikleri Özal'dan yana.

Göreceksiniz, haklı çıkacaktır.

Türkiye'yi yönetmeye aday olduğu ilk günleri hatırlayın:

"Köprüyü satacağım." sloganıyla ortalığı nasıl karıştırmış, nasıl öfke yaratmıştı. İnsanlar vatan toprağı satılıyor duygusuna kapılmışlardı.

Ne oldu?

Haklı çıkmadı mı?