İki milyon yedi yüz bin belge var. Daha sadece bir kısmı yayınlandı ve Washington’dan sonra en çok belge Ankara’dan. Belli ki dünya artık eski dünya olmayacak. Yeni belgelerin yayınlanmasıyla herkes hop oturup hop kalkacak.

Belgelerin büyük bölümü Amerika’nın Ankara Büyükelçisi James Jeffrey dönemine ait. Peki Büyükelçi nerede?Birkaç ay önce apar topar Irak’a yollandı. Şu andaki büyükelçi kim? Yok! Yani sorular muhatap bulamayacak.

Bir pergel alıp sabit ucunu Türkiye’ye yerleştirelim, öteki ucunu da Doğu’ya doğru hareket ettirelim. Körfez’den Çin’e kadar, enerji bölgelerini de içine alan yepyeni bir yapılanma. Dünya enerji savaşlarının Avrasya bölgesinde olacağı hiç kimse için bir sır değildi ama WikiLeaks ifşaatından sonra bu iş çok hızlandı. Rejimler devrilebilir, liderler değişebilir. Çünkü Beyaz Saray’ın da doğruluğunu kabul etmek zorunda kaldığı ifşaat, bölgemizdeki herkesi birbirine düşürüyor. Türklerle Azerileri, Azerilerle Rusları, Araplarla İran’ı. Bununla da kalmıyor Medvedev’le Putin’i, Aliyev’i, Erdoğan’ı Gül’ü de kavgaya sürüklüyor. Bölgede kimsenin kimseye güveni kalmıyor. Zaten Ahmedinejat ilk tepkisinde bunu dile getirdi: ‘Bizi Arap kardeşlerimize birbirimize düşürmek istiyorlar’ dedi.

Bu bir tesadüf olabilir mi? 2.7 milyon belgeyi bir askerin ele geçirmiş olması mümkün mü? Ya da işin içinde global bir oyun mu var? Bunu bilemeyiz ama şurası kesin ki, bir oyun varsa bile bunun planlayıcısı Obama değil. Tam tersine, zaten topal ördek haline gelmiş olan Obama yönetimi de hedefte. Bu da ister istemez 11 Eylül’ de dünyayı biçimlendirmiş olan Neo-Con’ları akla getiriyor. Acaba yine sahneye mi çıktılar?

İşin ilginç bir boyutu da iç politika. Belgelerdeki iddialar (ve belki de ileride yayınlanacak olanlar) Türkiye’deki iç siyasetin ve önümüzdeki seçim kampanya sürecinin omurgasını oluşturacak. Muhalefetin bu işin üstüne gideceğinden hiç kuşku duyulmamalı.

Bu enerji savaşlarını, büyük tarihçi Eric Hobsbawm’ın ‘Bir dünya savaşı için bütün nesnel koşullar oluşmuş durumda’ mealindeki yazısı ve Edgar Morin’in Le Monde’ta geçen yıl yayınladığı ve bu köşede size anlatmış olduğum önemli yazıyla birleştirdiğimde ne düşünüyorum biliyor musunuz? Galiba bu çıldırmış dünyada en iyisi bir köye gidip balık tutmak.