Uzaklarda olduğum için henüz ziyaretine gidemedim ama o korkunç düşüşü duyup da yüreğim ağzıma geldiği an gelmiş olabilir.
Çünkü Ali Kırca, dünyayı kitaplarla kavrayan kuşağa mensuptur.

★★★

Neyse ki sonu iyi biten korkunç bir kaza.
Yıllardır diğer haberlerin yanında kazaları, felaketleri milyonlara duyuran insanın, bir kaza kurbanına ve bir haber konusuna dönüşmesindeki çarpıklık.
Ve o düşüş anı.

★★★

Ali Kırca duyguları ve düş gücü çok gelişmiş bir insandır. Hayatı boyunca yüzü sanata dönük olarak yaşaması bundandır.
Böyle bir insan asansör boşluğuna yuvarlandığı an, yere çarpmadan önce neler düşünür, neler hisseder?
Herhalde önce hayatta kalıp kalmayacağını!
Arkasından "Son durağa mı geldik?" endişesi...
Aşağıdaki karanlık sert zeminin hazırladığı tuzaklar!
Çarpma anı.

★★★

Belki de olmadık şeyler düşünmüştür Ali Kırca düşerken.
Sonradan saçma gelecek ayrıntılara takılmıştır.
Albert Camus'nün "Düşüş" kitabının sarı zeminli kabı bile aklına gelmiş olabilir.

Çünkü Ali Kırca, Dostoyevski, idam önünde dikilirken, gözü karşı çatıdaki tuhaf görünüşlü iri kuşa dikilmiştir mesela.
Petraşevski grubunun diğer üyeleriyle birlikte silahların patlamasını beklemektedir. Ölüm bir ustura keskinliğiyle karşısındadır ve tüfek namluları olarak kendisine bakmaktadır.
Ama o, kuşu gözler. "Ne tuhaf kuş!" diye düşünür.
Ve o sırada çarın af haberi yetişir.

★★★

Ali'ye de son anda ilahi bir af yetişti.
Süleyman Demirel'in dediği gibi "Aklı yerinde" olarak kurtuldu.
Eminim ki bu deneyim Ali Kırca'yı eskisinden de sağlam hale getirecek.
Perspektif değişimi sağlayacak.
Çünkü yaşamı ve ölümü bir başka ölçekten seyretti.
İyi ki de böyle oldu.
Çünkü Sevgili Ali'nin arkasından yazı yazmaya hazır değildik hiçbirimiz.
Bu sıcak günlerde dostumuza "Geçmiş olsun! Bir daha yaşanmasın!" diyebilmenin ferahlatıcı serinliğini yaşıyoruz.