Bütün insani temalar gibi kıskançlık da edebiyatın çok ilgilendiği bir konu. Kadın erkek arasındaki kıskançlık, mesleki rekabet, yükselme hırsı, komşusunu, işyerindeki arkadaşını kıskanma gibi temalar, büyük yazarların başyapıtlar vermesine neden olmuş. Gogol’un “Palto” hikâyesi bu alandaki en unutulmaz örneklerden biri. İşyerindeki arkadaşlarının hepsinden daha pahalı bir palto yaptırıp giymek isteyen zavallı, yoksul memurun trajikomik öyküsü o kadar etkili olmuş ki daha sonraki büyük Rus yazarları, “Hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık” demiş. Kendini küçük görme, rakibini kıskanma olgusu, Dostoyevski’nin de en sevdiği konulardan biridir. Yeraltından Notlar’la bu konuda erişilmez bir noktaya ulaşmıştır. Kadın erkek kıskançlığının başyapıtlarını saymam gerekirse aklıma hemen Binbir Gece Masalları ve Othello gelir. Binbir Gece Masalları aldatma üstüne hikâyelerle doludur ama burada söz konusu olan kadının aldatmasıdır. Yoksa erkeklerin yüzlerce kadınla yatıp kalkması aldatma sayılmaz. Alberto Moravia’nın “Kıskançlık” adlı romanı da 20. yüzyıl kıskanma anlayışına bir örnektir. Ama edebiyat ve kıskançlık denilince akla başka bir konu, yani edebiyatçılar arasındaki kıskançlıklar geliyor. Bu konu inanılmayacak kadar zengin örneklerle dolu. Yalnız edebiyatta değil, sanatın her alanında sanatçılar arasında kıskançlık eksik olmamış. Bunun en unutulmaz örneklerinden birisi, iki besteci arasında yaşanmış: Salieri ve Mozart. Genç dahi Mozart’ı bir türlü hazmedemeyen, hatta onu öldürttüğü söylenen Salieri hayatını, Mozart’ı kıskanmak üzerine kurmuş dense yeridir. Çünkü yaşamında başka hiçbir tutku yok.
Edebiyatçılar arasında da böyle ölümcül kıskançlık krizlerine rastlanıyor. Bir Arap yazarı işi gücü bırakmış, ünlü şair Adonis’in Fransız şiirinden nasıl aşırı derecede etkilendiğini kanıtlamaya çalışan 1000 sayfalık bir kitap yazmış. Dile kolay, 1000 sayfa bu. Kim bilir kaç yılını almıştır. Aynı emeği kendi eserine harcasa belki doğru dürüst bir şeyler koyabilecek ortaya ama o kör olası kıskançlık zehri düşmüş bir kere içine. Fransız yayımcım Gallimard’ın Yabancı Edebiyat Direktörü, ilginç bir hikâye anlatmıştı. Nobel Ödülü’nün Camilio Cela’ya verilmesi üzerine, yıllarca Nobel bekleyen başka bir İspanyol yazar üzüntüsünden ölüvermiş. Saçmalığa bakın! Bir jüri ödül verdi ya da vermedi diye koca bir hayat gidiyor. Oysa Nobel almamış olan Tolstoy gibi büyük yazarlar, ödülün ve paranın getireceği yüklerden kurtulmuş oldukları için sevinmişlerdi bile. Bildiğiniz gibi Jean Paul Sartre ise reddetmişti.
Edebiyatçılar arası kıskançlık konusu pek uzundur, bitmez ama biraz da bizim buralara getireyim sözü. Hepimizin bildiği gibi Türkiye zaten kıskançlıkların çok yüksek olduğu bir ülke. Dilimiz bu konuda ne kadar zengin bir düşünsenize: Kıskançlık, haset, gıpta, çekememezlik vs. (Bunların içinde bir tek gıpta olumlu).Yazarlar arasında da kıskançlık eksik olmaz. Birbirleri aleyhine dedikodu eder, kötü ve bazen de iftira dolu yazılar yazarlar. Bence bunun çok önemli bir ölçüsü var: İyi ve yaptığı işe güveni olan yazarlar kesinlikle başka yazarlara sataşmıyor, onları karalayan yazılar yazmıyor, ömürlerini meyhanelerde başka yazarları kötüleyerek tüketmiyorlar. Mesela Nazım’ın “Hayatım boyunca hiç kimseyi kıskanmadım” diye başlayan bir yazısı var. Zaten koskoca Nazım kimi kıskanacaktı ki. Düşünelim Yahya Kemal, Tolstoy, Marquez, Verlaine, Yunus Emre, Mevlana, Hafız, Dante, Goethe kimseyi kıskanmış mıdır? Düşüncesi bile saçma geliyor değil mi? Onlar büyük eserlerini yaratırken, bir takım finolar paçalarına saldırmışlardır sadece. Çoğu da bunlara cevap bile vermemiştir. Çünkü bir Arap atasözü “Yol boyunca sana havlayan her köpeğe cevap verirsen menzile ulaşamazsın” der ki, doğrudur. İşte size şaşmaz bir ölçü: Her kim ki başka yazarlar, şairler hakkında buram buram kompleks ve kıskançlık kokan yazılar yazmıyor, onlara hakaret etmiyorsa, büyük bir yaratıcıdır. Bunun tam tersine, her başarılı meslektaşına saldıran birini gördünüz mü anlayın ki o bir zavallıdır. Ve ne yazık ki bazıları 70-80 yaşına da gelse bu illetten kurtulamaz. Mezara bile birilerini kıskanarak gider.
