Yazıya bu başlığı, sizi şaşırtmak, ilgi çekmek ya da kontrast yaratmak amacıyla koymadım.
Kara mizah yapmadığım gibi kimseyle alay etmek de adetim değildir.
Enis Öksüz'ün davranışlarının bu ülkeye neye mal olduğunu, göz göre göre başımızı derde soktuğunu ve hepimizin biraz daha fakirleşmesine, biraz daha umudunu yitirmesine neden olduğunu biliyorum.
Ama bir musibetin bin nasihatten iyi olduğunu da biliyorum.
Son aylarda olup bitenler bize bir şeyler öğretiyor.

Krizin başımıza vura vura öğrettiği gerçek şu: Seçmenler oy verdikleri zaman bir partiyi ya da bir kişiyi ödüllendirip cezalandırmazlar. Aslında kendi gelecekelerini oylarlar.
Verdikleri oy, bir bumerang gibi geri döner.
Seçim sırasında kendilerine, şu partiyi birinci yaptık, öteki partiyi gömdük gibi övünç ve gurur payları çıkarırlar ama sonuçta kabak döner dolaşır yine onların başına patlar.
Bill Clinton emir verdi ve Öcalan Türkiye'ye teslim edildi diye her türlü ekonomik ve sosyal kaygıya kulaklarını tıkayan ve deyim yerindeyse bir sarhoşluk içine giren halk şimdi ayılıyor.
Çünkü pembe rüya bitti.

Eğer Amerikalılar'ın Abdullah Öcalan'ı Türkiye'ye vermeleri, seçilecek partiyi belirlemede yeterli idiyse şimdi de değişen birşey yok.
Öcalan yine hapiste.
O zaman bu şikayet, bu feryat, bu yakarış, bu isyan niye?

Madem ki milliyetçiyiz, madem ki dünyaya gününü gösterecek kadar Türk oğlu Türküz, madem ki Avrupa Avrupa duy sesimizi diye bağırıp, caddelere makarna dökerek kravat kesmeye meraklıyız, madem ki üniversite rektörlerimiz yabancı elçiliklerin önünde mehter marşı okuyacak kadar vatan evladı; o zaman şikayet edecek ne var ki?
Bak Fatih Terim'le birlikte birkaç futbolcumuz daha İtalya'da; Tarkan yeni şarkı çıkarmış, mankenlerimiz ortada salınıyor, Laila'larımız, China White'larımız var; bir millet daha ne isteyebilir?
Eskiden olduğu gibi göbek atıp duralım; övünmeye devam edelim.

★★★

Ama işler öyle gitmiyor.
Evrensel değerler dışarıda geçmez diyemiyorsunuz. Dünya ister istemez kendini size uyduruyor.
Değerler sistemini altüst etmenin, kendinize yalan birdünya kurmanın bedelini ödetiyor.

★★★

Neyse, biz yine dönelim Enis Öksüz'e.
Bu bakanın partisi bizden oy istedi. Yüzde 18 verdik. Parti de dünya görüşüne ve ideolojisine uygun davranıyor.
Gelecek seçimde yüzde 36 verirsek, bu politikaları daha da büyük bir güçle uygularlar.
Bu bakımdan Enis Öksüz'e kızmak yerine, aynaya bakmamız daha doğru olur gibime geliyor.