1970'ler, dünyanın bir
çok bölgesinde dikta-
törlük yılları olarak
geçti. Soğuk Savaş döneminin
acımasız stratejileri uyarınca,
Amerikan ya da Sovyet gizli ser-
visleriyle ilişkili bir çok askeri
diktatörlük kuruldu dünyada.
Bunlar gazetelere "dikta-
törlük yılları" olarak geçti
ama tarih kitapları milyonlarca
insanın hayatının karartıldığını
kaydetmedi. Çünkü insan hika-
yeleri tarih alanına girmiyordu.
1970'lerde İsveç, dünyanın
bir çok bölgesindeki baskılar-
dan bunalan insanlar için bir sı-
ğınak haline gelmişti.

Yunanistan'da, Türki-
ye'de, Şili'de, İspanya'da,
Arjantin'de, Çekoslovak-
ya'da, Portekiz'de, Kamboç-
ya'da, Doğu Bloku ülkelerin-
de baskı rejimleri yaşanıyordu.
Bu yüzden 70'lerin İsveç'i,
bu ülkelerden gelen insanların
harman olduğu bir politik sür-
gün mekanına dönüşmüştü.

Gel zaman git zaman
dünya değişti.
Diktatörlükler birbiri ardına
yıkılmaya başladı. Yunanis-
tan'da Papadopulos hapse-
dildi, İspanya'da Franco son-
rasının demokratik çiçeklenme-
si başladı, Portekiz fado'lar-
daki acı kadere meydan oku-
maya başladı. Şili yavaş da
olsa demokratik adımlar attı.
Arjantin'de askeri rejim yıkıl-
dı.

Bu gelişmeler sonucunda
diktatörler ya hapse kondu ya
da iyice itibarsız hale geldiler.
Kapkara diktatörlüklerden,
masmavi demokrasilere yelken
açıldı.

Politik sürgünler ülkelerine
geri döndüler ve bir çok ülkede
itibarları iade edildi, toplumun
kilit noktalarına hatta Yuna-
nistan'daki, İspanya'daki,
Portekiz'deki gibi devletin yö-
netim kademelerine geldiler.
Bir dönemin politik sürgün-
leri, ülkelerini yönetir oldular.

Bunun tek istisnası
Türkiye idi.
Türkiye'de durum hiç bir
zaman değişmedi. Darbeciler;
basın, kamuoyu ve halkın bü-
yük kesiminin gözündeki say-
gın yerlerini korudular. Bu re-
jimlere karşı çıkmış ve acı çek-
miş kişilere ise hep kuşkulu
gözle bakıldı.

Kurulu düzen; kurban yeri-
ne işkenceciyi, mağdur yerine
darbeciyi, özgür düşünce yeri-
ne sansürcüyü destekledi.

21. yüzyılda bile, 30 yıl ön-
ce diktatörlüğe karşı yazılmış
yazıların, söylenmiş türkülerin,
çizilmiş resimlerin hesabı so-
rulmak isteniyor.

Franco faşizmi altında inle-
yen İspanya, bundan kurtulur
kurtulmaz, sürgündeki sanatçı-
larının heykellerini dikti, müze-
lerini açtı.

Türkiye ise hala ihtilal lide-
rinin elini öpmek için kuyruğa
giriyor.

Kenan Evren, dünyadaki
diğer darbecilerin aksine Tür-
kiye'nin en itibarlı insanı ola-
rak yaşamını sürdürüyor.

Sosyete düğünlerinde al-
kışlarla karşılanıyor. İş adamla-
rı önünde eğiliyor, basın paşa-
sına sahip çıkıyor.

Zaten buna dayanarak Ke-
nan Evren, kendilerinin yargı-
lanması konusunda "Halka
sorun!" diyor.

Çünkü halkına güveniyor.
Türk milletinin ezici çoğun-
luğunun, muhalif aydınlardan,
özgür düşünceden, hümanist
yaklaşımdan nefret ettiğini ve
darbecilerin önünde eğildiğini
biliyor.

Dünyada, ondan başka
hangi ihtilal lideri bu öneriyi
ileri sürebilirdi ki?