İnsanlar içinde yaşadıkları büyük toplumsal çalkantıları pek adlandıramazlar. Bu isimler genellikle sonradan takılır: Yahya Kemal'in koyduğu "Lale Devri" ismi gibi.
Bizler de 60'lardan sonra hayatımızın nasıl büyük bir altüst oluşa girdiğini pek göremedik. Gözümüzün önünde büyüyen bir çocuğun serpilip gelişmesini farkedemediğimiz gibi, Cumhuriyet Türkiye'sinin yörüngesinden çıkarak, hoyrat bir lumpenleşme sürecine girdiği teşhisini de koyamadık.
Aslında bu oluşumun siyasi kökleri 1950 karşı devrimiyle atılmıştı. Cumhuriyet'in kurduğu değerler sistemini yerle bir etme hareketi bu tarihte başlamıştı ama toplumsal düzeyde yıkıcı etkileri 60'lardan sonra hissedilmeye başlandı; 70'lerde tırmandı, 80'lerde iktidarını pekiştirdi, 90'larda çığrından çıktı ve 2000'lerde ülke varlığını tehdit eder hale geldi.
Toplumu birarada tutan değerler sistemine bağlı insan kitleleri yerine, hiçbir değer ve ahlâk ölçüsü tanımayan; ne köylü, ne kentli; yıkıcı, yırtmaya çalışan, başkalarının haklarına durmadan tecavüz eden ilkesiz bir kitle Türkiye'ye egemen oldu.
Hitit'ten bu yana bir form kazanmış toprak testiyi bırakıp, kuş ötüşlü plastik sürahiyi bir matah zanneden lumpen kitlelerin müzik, mimari, yemek, televizyon, gazete ve eğlence anlayışları toplumda baştacı edilmeye başlandı.
Özel televizyonlar başta olmak üzere; gazete, reklamevi gibi birçok kurum, yangına körükle gittiler. Bu kurumlarda çalışan insanların yaşam tercihi başkaydı; yabancı dil biliyor, daha gelişmiş zevklere göre yaşıyorlardı ama kendi deyimleriyle "bu iğrenç halk böyle istediği için" istediği için dünya lumpen literatürüne geçecek harikalar yaratıyorlardı.
Bu sayede kenarda köşede kalmış ne kadar bar fedaisi, uvertür şarkıcı, karacümlesi eksik adam ve kadın varsa Türkiye'nin gündemine sokuldu, kahraman yapıldı.
Böylece "tavuk ve yumurta" misali, toplum ve medya, lumpen kültürünü büyüttü.
Bugün Türkiye'de yaklaşık 40 milyon kültür lumpeni var.
Elbette bu kadar büyük bir kitle, siyasette de kendini gösterecekti ve öyle olmakta da gecikmedi. Önce mahalli idareler, sonra meclis, bürokrasi derken, hükümeti de ele geçirme noktasına geldiler.
Bugün Türkiye, anadilini doğru dürüst telaffuz edemeyen, ekranda konuşurken kusar gibi sesler çıkaran, bakışlarına yüzyıllarca süren cehaletin gölgesi düşmüş, ufak kurnazlıklarını saklamaya gerek bile görmeyen politikacı tipine alıştı. Kimse yargamıyor bile. Politikacı dediğin böyle olur diye düşünüyor genç kuşaklar.
Kısacası Mustafa Kemal gibi bir dahiden başlayan yönetim zirveleri, giderek lumpen, cahil ve gözükara kişilerin eline düşüyor.
Bu gidişe dur denilmezse, üç yıl sonra Türkiye'yi, aklınızın alamayacağı kadar ilkel kadrolar yönetiyor olacak.
Çünkü ne yazık ki gözü gündelik menfaatlere dikilmiş burjuvazi, bir toplumun değerler sistemi ile siyaseti ve ekonomisi arasındaki bağı anlayabilecek seviyede değil.
Çünkü fikir sevmiyorlar; fikir okumaya ve dinlemeye tahammülleri yok.
"Söyle bakalım Tansu ne yapıyor, Mesut beyin oyları düşüyor mu? Kimin kredisi ertelenmiş, kimin yatı daha büyükmüş!" gibi konuşmaları, memleket meseleleri üzerine kafa yorma sanıyorlar.
★★★
Sıkıntılarımızın, üzüntülerimizin, krizlerimizin, yolsuzluklarımızın temel nedeni, içinde yaşadığımız lumpenleşme sürecidir.
Cumhuriyetten en büyük sapma dönemini yaşıyoruz. Çünkü Cumhuriyet, bilimi, çağdaşlığı, kültürü, sanatı, ahlâkı, fedakârlığı ve yurtseverliği öne çıkaran bir değerler sistemini yerleştirmeye uğraştı.
Şu anda Türkiye'ye dalga dalga yayılmakta olan egemen kültür, milyonlarca Yener Yermez yaratıyor, bilmem ne çeteleri olarak gösterilen hımbıl herifler üretiyor.
Vıcık vıcık arabesk duygusallığı, maçlarda döner bıçakları, lumpen kavgaları, terli ve şişman kadıların meme sergilediği ve dünyanın en aptal esprilerine gülünen televizyon programları; bilgi yarışmalarında bir şair adı geçince, gözlerde trene bakan öküz ifadeleri.
Ankara'da bazıları "Biz nasıl olsa bu toplumu dizayn ederiz. Bunları önümüze katar güderiz." diye düşünüyorlar ama ne yazık ki çok yanılıyorlar.
Atı alan Üsküdar'ı geçiyor ve bu lumpen-arabesk ortamın yetiştirdiği milyonlarca kişi, başında kendisine benzeyen insanları görmek istiyor.
Bu gidiş Cumhuriyet ilkeleri döneminin sonudur ve tarihte "Lumpen-Arabesk Devri" olarak anılacaktır.
Keşke aklımızı başımıza toplayabilsek! Keşke kendimize gelebilsek.
Keşke Ankara egemenleri ve Istabul zenginleri, Cumhuriyet Türkiyesi'ni kaybetmek üzere olduğumuzu kavrayabilse... İnanın içim yanıyor!
