Okullarda öğretilenlerin kaçta kaçı çocukları hayata hazırlıyor bilmiyorum. Ama herhalde dersler bu kadar hızlı değişen hayatı kavramaya pek yardımcı olmuyor. Mesela öğrenciler biyoloji dersinde “kafadan bacaklılar”ı öğreniyorlar da hayatta her gün karşılaşacakları “mideden bacaklılar”ı kimse öğretmiyor onlara. Yıllar önce Bertrand Russel okullarda “gazete okuma”nın öğretilmesini salık vermişti. Önerisi şuydu: Geçmiş yıllara ait gazeteler derslerde incelenecek ve olaylar karşısında nasıl tutum takındıkları ders konusu yapılacaktı. Böylece taraflı yayın yapanlar, inatla halkı yanıltmaya çalışanlar anlaşılabilecek ve öğrencilerin okudukları gazetedeki haberleri anlamayı ve süzmeyi öğrenmeleri sağlanacaktı. Bence muhteşem bir öneri bu. Çünkü bizde gazeteler birkaç halkada okunuyor. İç halkada olanlar, haberlerin neden yapıldığını, yazıların niye yazıldığını, bunların arkasında ne gibi siyasi, ticari ya da kişisel ilişkilerin yattığını anlayabiliyor. İkinci halkada bulunanlar geri planı göremiyor ama yine de bir şeylerden kuşkulanarak dikkatli olmaya çalışıyorlar. Üçüncü halkadakiler ise hiçbir şeyin farkında değil. Televizyon ve gazete yayınları onlar için dünyayı seyrettikleri bir huni vazifesi görüyor. Bir de köşe yazarları var. Bunların bazıları iyi niyetli, bazıları saplantılı, bazıları bilgili, bazıları öfkeli, bazıları sıkıntılı. Bir de takıntılı olanlar var. Bu kişilerin yazılarını gün be gün değil de yıllar içinde izleseniz dönüp dönüp aynı konulara saplandıklarını görürsünüz. Hani akıllarından bir nesneyi, bir kişiyi ya da bir durumu çıkaramayan akıl hastaları vardır; yıllar süren tedaviden sonra tam her şeyi anladıklarını sanırsınız, onlar da pat diye yine o nesneden söz ederler; bazı yazarlar da böyle. Kişilerle ilgili saplantılarından ömür boyu kurtulamaz ve her vesilede aleyhine yazı yazarlar. Akşam olunca bu gazeteler çöpe atılır, yeni bir gün başlar ve insanlığın mekanizmaları günlük yazıları çok aşan bir nitelikle işlemeye devam eder. Kim bilir necip basınımızda bugüne kadar sanatçılarla ilgili ne kadar çok karalama yazısı çıkmıştır: Mesela Nazım Hikmet aleyhine yazılmış olan yazılar ciltler doldurur, ansiklopediler oluşturur. Ama yıllar süren bu yazıların gücü onun bir tek şiirine yetmemiştir. Bir tek “Karlı Kayın Ormanı” bu eşek yükü kadar yazıyı silip süpürür. Bu yüzden saplantıyla yazı yazan ve hakaretler yoluyla sanatçıları yok edeceklerine inanan insanlara acırım ben. Ne beyhude bir çaba! Buna rağmen okullarda “gazete okuma sanatı” öğretilse müthiş olurdu doğrusu. İnsanların geçici bir süre için bile olsa aldatılmasının önüne geçilirdi.
