Tarih 8 Eylül 1980. Rahmetli babam Mustafa Sabri Bey, Yargıtay Başkanlığı’nda yeni Adalet Yılı’nın açış konuşmasını yapıyor, hukuk kavramının toplum yaşamındaki önemine dikkat çekiyor. Ne yazık ki bu konuşmadan dört gün sonra bir darbe olacak ve Türkiye, hukuksuz, karanlık bir döneme gömülecektir. Elimde konuşmanın basılı hali var. Bunca yıl sonra onun satırlarını okurken, adalet kavramına duyduğumuz ihtiyacın giderek arttığını görmenin üzüntüsünü yaşamamak mümkün değil. Askeri ya da sivil iktidarlar gelip geçiyor, muktedirler değişiyor ama adalete duyduğumuz susuzluk azalmıyor, artıyor. Şimdi Mustafa Sabri Bey’in, 1980-1981 Adalet Yılı Açış Konuşması’ndan bazı bölümleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Sayın konuklar, değerli meslektaşlarım; 1980-1981 Adalet Yılı’nı taze bir güç ve yeni umutlarla açıyorum. Bugün başlayan yeni Adalet Yılı’nın ülkemize ve yüce ulusumuza hayırlı, uğurlu ve başarılı olmasını dilerken toplantımıza onur verdiğiniz için sizlere Yüce Yargıtay adına teşekkürlerimi sunarım. Bilindiği gibi adalet, toplum yaşamını düzenleyen ve mutluluğun temelini oluşturan asil bir duygudur. En ilkelinden, en uygarına kadar bütün toplumlar tarih boyunca, hak ve adalete gereken önem ve değeri vermiş, onu kutsal bilerek güven ve mutluluğunu onda aramıştır…. Şurası bir gerçektir ki; toplumlar, bireyler yaşamlarını ve işlerini güvence içinde sürdürmek isterler, bu onların en doğal haklarıdır. Kimden gelirse gelsin, hangi türden olursa olsun tüm haksızlıklara karşı en büyük güvence ise kuşkusuz bağımsız mahkemelerdir. O halde mahkemelerin kesinlikle yansız, güvenilir, her türlü kuşku ve etkilerden uzak ve saygın olması, toplumun güven ve huzuru için şarttır. Sadece bu inanç ve güvenle yaşamlarını sürdürecek ve haksızlıklar karşısında “Türkiye’de hakim var!” diyebilmenin güvencesi içinde huzurlu olacaklardır. Bu bakımdan adalet dağıtımı, devletin en önde gelen ve vazgeçilemeyen görevleri arasındadır. Ulusumuzca içtenlikle benimsenen ve yüzyıllar boyu değerini yitirmeden uygulanagelen “Adalet Mülkün Temelidir” ilkesinin anlamı da budur…. Hakim ve diğer adalet mensuplarının maddi ve manevi sorumluluklarının bilinci içinde görev yapmaları ve bu yolda alınacak önlem ve çabalara yardımcı olmaları da zorunludur. Zira toplum ve bireyler, son merci olan mahkemeye ve onu yöneten hakime inanmak ve güvenmek ihtiyacındadır. Hakim ciddi, vakur, dürüst, zeki, kavrayışlı ve bilgili olmalı, konuşması, giyinmesi, ve davranışlarıyla toplumun güven ve saygısını kazanmalıdır. Hangi koşullar altında olursa olsun daima yansız kalmalı, kendisine gösterilecek güveni asla yitirmemelidir.
Bu konuşmanın üstünden 33 yıl geçmiş. Şirazlı Sadi de 13. yüzyılda şunları söylemişti: “Dünyanın bütün nehirleri, adalete susamış bir insanın susuzluğunu gidermeye yetmez.” Ve biz 2013 yılında hâlâ adalet arıyoruz.
