Atatürk’ün yadigârı ve Cumhuriyet’in en önemli simgelerinden birisi olan Ülkü Adatepe bir kaza sonucu vefat etmiş. Kendisini tanıma şansına erişmiştim. Harika bir insandı. Nur içinde yatsın. UNESCO’ya her yıl üye ülkelerden başvurular yapılır ve bazı önemli şahsiyetlerin anılması istenir. UNESCO da inceledikten sonra genellikle bu isteğe uyar ve bir “anılacak kişiler listesi” çıkarılır. UNESCO’da “Yunus Emre yılı ya da Mevlânâ yılı ilan edildi!” diye okuduğumuz şey budur. Yani tek başına o şahsiyet için bir anma yılı ilan edilmez ama o listede yer almak da büyük bir onurdur. UNESCO bu yıl listesine, tarihin en büyük bestekârlarından Itri’yi almış. 17. yüzyıl sonu ile 18. yüzyıl başlarında yaşamış olan bestekârın asıl adı Buhurizade Mustafa Efendi. Itri ise mahlası. Şair, bestekâr, şarkıcı, neyzen, hattat özelliklerinin yanı sıra önemli bir çiçek ve meyve yetiştiricisi. (Mustabey armudunu ilk olarak o yetiştirmiş.) Çiçek sevgisi dolayısıyla ıtırdan gelen Itri mahlasını almış.
Yahya Kemal, Itri için:“Büyük Itri’ye eski derler,Bizim öz musikimizin piri”der ve onun “Yedi yüz yıl süren hikâyemizi, ihtiyar çınarlardan dinlemiş” olduğunu ekler.
Bu muazzam şiirin iki dizesi, Türkiye’nin, din ve hayat, Doğu ile Batı gibi bir türlü çözemedeği sorunlara gönderme niteliğinde. “Musikisinde bir taraftan din, bir taraftan bütün hayat akmış; Her taraftan, Boğaz, o şehrâyin, Mâvi Tunca’yla gür Fırat akmış.Nice seslerle, gök ve yerlerimiz, Hüznümüz, şevkimiz, zaferlerimiz, Bize benzer o kâinât akmış.”
Ve şiir şu güçlü dizelerle sonlanır: “Belki hâlâ o besteler çalınır, Gemiler geçmiyen bir ummanda.”
Beni de en çok bu dizeler ilgilendiriyor ve Itri bestelerinin çalınmadığı günümüz Türkiyesi’ni “gemiler geçmeyen bir umman” olarak düşünüyorum. UNESCO 2012’de Itri’yi anarken bu ülkenin genç müzisyenleri (pop, rock ve diğer popüler türler de dahil) ne yapıyor? Itri’yi biliyorlar mı, onu anıyorlar mı?Yoksa her şeyden habersiz, bu ülkeye tesadüfen düşmüş bir New York’lu olarak yaşama yolunu mu seçmişler. Itri’den mi ders alıyorlar, Maddona’dan mı?
Pop ve rock söyleyen grupların Itri ile ne ilgisi olabilir diye düşünmeyin sakın. Johann Sebastian Bach, Itri ile aşağı yukarı aynı dönemde yaşamış bir Alman bestekar. O da Itri gibi din ve hayata dair besteler yapıyor.Itri o olağanüstü naat ve tekbiri bestelerken, Bach Passion, Ayin ve Hallelujah gibi dini eserler veriyor. İkisinin de birbirine üstünlüğü yok. Bach ne kadar büyükse Itri’miz de o kadar büyük. Ama benzerlik burada bitiyor. Modern Bach yorumları, Batı’da pop, caz, heavy metal, rock tarzında konser yapan müzisyenler aracılığıyla büyük gençlik kitlelerinde yaygınlaşırken, büyük Itri unutuluşa terk edilmiş. (Burada Neyzen Kudsi Erguner ile, Eric-Maria Couturier’nin ortak çalışmalarını teşekkürle anmak gerekir.)
Sorun bizim çarpık tarih, kültür, modernleşme ve çağdaşlık algımızda. Itri’yi hiç kimse “çağdaş” bir konser repertuvarında düşünemiyor. Çağdaş olmanın, geçmişten kopmayı gerektirdiği gibi çarpık bir algı var kafalarımızda. Çünkü gelenek ve çağdaşlık Batı’da sadece bir zaman sorunu iken bizde hem zamanı, hem mekânı kapsıyor. Bach’ın ülkesinde gelenek eski, çağdaşlık yeni olarak tarif edilirken, bizde gelenek “eski ve Doğulu,” çağdaşlık ise “yeni ve Batılı” olarak tarif ediliyor. Bu yüzden de birçok kişi “çağdaş” olmak uğruna kabuk değiştirmeye çabalıyor. Oysa çağdaşlık, ulu bir ağacın dalları gibi ancak kendi kültür kökleri üzerinde yeşerebilir. Ağacı keserseniz dal da kalmaz. Taklit ederek çağdaş olunmaz.
Bu basit ama unutulan gerçeği anlatabilmek için yine büyük Yahya Kemal’e başvuralım. Üstat diyor ki:“Kökü mazide olan atiyim ”Yani, “Kökü geçmişte olan geleceğim. ”Eğer yeni Türkiye sadece bu dizede ne denileni anlayabilseydi, böyle özenti bir biçimde kabuk değiştirmeye çalışmaz; müziğini, şiirini, medeniyetini kendi kökleri üzerinde yüceltirdi.
