BU ülkede çok fazla haber prog-
ramı, çok fazla gazete ve inanıl-
maz sayıda siyasi yorumcu var
ama gündem bu kadar yorumu ve ha-
beri kaldırmıyor.

Bu yüzden "Benim oğlum bina
okur, döner yine bina okur!" misa-
li, herkes aynı sözleri yineleyip duru-
yor. Çünkü gerçek çok yalın ve bu ka-
dar uzun söze gerek yok ama gerçeği
dillendirmek pek fazla kişinin işine gel-
mediği için sonu gelmez tartışma labi-
rentlerinde yolumuzu yitiriyoruz.
Gerçek ne mi?
Söyleyeyim: "Çabalama kaptan
ben gidemem!"

Bu kadrolar Türkiye'yi yönetemi-
yor; ne içerde onlara güvenen var ne
de dışarıda.
Değiştirmemekte ısrar ettikçe kendi
kuyumuzu kazacak ve sonu gelmez
krizlerde kavrulacağız.

Gazeteler birkaç gün bu görüşü
manşet yapsa, ana haber bültenleri net
biçimde "Artık bu iş gitmiyor! Biz
bu ülkeyi sokakta bulmadık!" dü-
şüncesine yer verse, iş bir haftada çö-
zülür ama dediğim gibi, bunu dillendir-
mek kimsenin işine gelmiyor.
Sanki koskoca ülkenin basireti bağ-
landı. Anlı şanlı adamlar, kanserin yere
vurmak üzere olduğu hastanın başında
toplanıp "Acaba şu burnundaki si-
vilceyi sıksak mı?", "Eklemleri ağ-
rımıştır, öbür tarafa çevirsek mi?"
kabilinden ıvır zıvırla oyalanıyorlar.

Laf olsun torba dolsun misali!

★★★

na haber bültenleri ise bir başka
alem. Başbakanlığın önüne bir
kızcağız dikmişler: Kış, yaz, yağmur ça-
mur demeden orada bekleyen genç
kardeşimizden zorlaya zorlaya en
mahrem hükümet bilgilerini almak için
çırpınıyorlar. Spiker diyor ki: "Sevgili
izleyiciler, koalisyon liderleri ani
bir kararla toplandı. Bu toplantı
Ankara'da heyecan yarattı. Şimdi
Başbakanlık önünde bekleyen ar-
kadaşımız bilmemkime dönüyo-
ruz." Ekranda hemen, elinde mikro-
fonla bekleyen kızcağız beliriyor.
Spiker, bize söylediklerini bir de
ona tekrarlıyor ve soruyor: "Bu top-
lantının amacı ve gündemi ne-
dir?" Ya emekli general babasının ya
da holding sahibi tanıdığının ricasıyla
muhabirliğe başlamış olan genç kız şa-
şırıyor ve başlıyor spikerin dediğini tek-
rar etmeye:

"Sizin de söylediğiniz gibi An-
kara'da liderler bugün ani bir
gündemle biraraya geldi. Bu top-
lantı Ankara'da heyecan yarattı."
Sonra toplanan üç koalisyon lideri-
ni Türk halkına bütün unvanları ve sı-
fatlarıyla tanıtmaya başlıyor.

Zaten herkesin ezbere bildiği Ece-
vit, Bahçeli ve Yılmaz'ın künyesini bir
tamam verdikten sonra "Iııı, 111..." diye-
rek susuyor. Bu arada İstanbul'daki
spiker tekrar zorluyor: "Peki Sühen-
dan, toplantıda neler konuşulu-
yor? Gündem nedir?"
Sanırsınız ki karşınızdaki Başbakan-
lık binasının önünde bekleyen bir ha-
berci değil de, liderler zirvesinin otu-
rum başkanı.

Ve yine sanırsınız ki "Toplantı
başlar başlamaz Bahçeli Der-
viş'ten şikâyet etti. Bu sırada Baş-
bakan onun koluna dokunup sa-
kin olmasını söylüyordu ki Yılmaz
söze karıştı." diye bilgiler verecek.
Haber bültenleri, böylece hiçbir haber
vermeyen bülten olma görevini yerine
getirip hemen trafik kazalarına, kap-
kaççı dehşetine, travestilere ve cinnet
geçirerek çocuklarını boğan ana baba-
lara, yani gerçek gündeme dönüyor.

★★★

Vorumcuların da haber bültenlerin-
den pek farkı yok.
Çünkü üzerinde bu kadar çok ko-
nuşulacak ve yazılacak konu bulunmu-
yor Türkiye'de.
Trajikomedya herkesin gözünün
önünde oynanıyor ama iki kelimeyle
bunu söylemek kimsenin işine gelmi-
yor. Dolayısıyla Türkiye, bir kez daha
işini Allah'a havale ediyor.