DÜNYA ülkeleri çeşitli katego-
rilerle tanımlanıyor:
Sanayileşmiş ülkeler,
sosyalizmden pazar ekonomi-
sine geçen ülkeler ve gelişmek-
te olan ülkeler.
Türkiye ise bu kategorilere
yepyeni bir model eklemiş durum-
da: Gerilemekte olan ülkeler
kategorisi.
Bu yeni bölümün şampiyonlu-
ğunu biz yapıyoruz, belki yanımıza
Arjantin'i de alarak.
Kişi başına düşen milli gelirimiz
azalıyor, eğitim seviyemiz düşüyor,
yaşam kalitemiz yerlerde sürünüyor,
temizlik ve eğitim araçlarına duydu-
ğumuz ilgi yok denilecek düzeyde.
Kentlerimiz kokuyor, trafik
ölümlerinde başı çekiyoruz, bebek
ölümlerinde ön saflardayız, mutsu-
zuz, sinirliyiz, birbirimizi yiyoruz.
Kısacası Türkiye geriliyor.
Geçen yıllar birçok dünya ülke-
sine refah, eğitim, sağlık ve mutlu-
luk getirirken bizi giderek daha alt
sıralara indiriyor.
Uluslararası rating kuruluşları
kredi notumuzu düşürüp Uganda
ve Moğolistan'la aynı kefeye ko-
yuyor.
Ne Kürt sorununu çözebiliyoruz,
ne Kıbrıs, ne Ermeni krizlerini.
Dış politikamız can çekişmekte.
Medeni dünya bizden nefret edi-
yor. Yurttaşlarımıza sınırlarını kapat-
mak için elinden gelen önlemi alıyor.
İçerde yolsuzluk alıp başını gitmiş.
Enerjiden ulaştırmaya, devlet
ihalelerinden öğrenci servislerine,
Türk Dil Kurumu'ndan, Devlet
Tiyatroları'na kadar her yerimizi
yolsuzluk kanseri sarmış.
Bankacılık sistemimiz iflas halinde.
Daha fazla saymayayım; çünkü
bu kadarını ne sizin sinirleriniz kal-
dıracak ne de benim.
★★★
1970'li yıllar daha dün gibi.
O yıllarda Türkiye, Yunanis-
tan'dan ilerdeydi. Türk Lirası drah-
miden daha değerliydi.
Yine o yılların Almanya'sında
Türk işçilerinin yanında İtalyan,
İspanyol ve Yunanlı işçiler çalışır,
Portekizliler ise evlerde temizlik
işleri yapardı.
Şimdi Yunanistan 12 bin dolar
milli geliri ve uluslar ailesindeki say-
gın yeriyle bize abilik yapıyor, İtal-
ya 16 bin dolarlık milli geliriyle yıl-
dız gibi parlıyor.
İspanya ve Portekiz dünyanın
gelişmiş ülkeleri.
Ama bizim işçimiz yine Avrupa
sokaklarını süpürmekte ve fabrika-
larında vida sıkmakla, madenlerin-
de çalışmakla meşgul.
★★★
Peki bizi kimler bu duruma dü-
şürdü?
Bizim diğer ülkelerden ne farkı-
mız var?
1920'lerde bir kutup yıldızı gibi
doğan genç, inançlı Cumhuriyet
nasıl 80 yılda "Hasta delikanlı"
haline geldi?
Kendimizi kandırmadan, yalan
söylemeden, ucuz şovenizme ve
hamaset edebiyatına sığınmadan
bu soruların cevabını verebilmemiz
gerekiyor.
Yapmamız gereken bir başka
şey de bu yapıyı tepeden tırnağa
değiştirmek, yanlışta ısrar etmemek
ve bizi bu hale düşürenlerden he-
sap sormak.
Bakalım becerebilecek miyiz?
