Siz okuyor musunuz bilmem
ama biz işimiz gereği her gün
Türkiye'de çıkan bütün büyük
gazeteleri okuyoruz.
Sağcısı, solcusu, dincisi, laiki, ke-
malisti, magazini, enteli menteli der-
ken, bütün gazeteleri üst üste oku-
yunca insanın içini tarifsiz bir sıkıntı
kaplıyor.
Hırçın sözcükler, bilgiç sözcükler,
kibirli sözcükler, askeri sözcükler, kuy-
ruk acısıyla bilenmiş sözcükler, derin
sözcükler, vicdansız sözcükler, vicdan-
lı sözcükler, filozof sözcükler, dürüst
sözcükler, sağduyulu sözcükler...
Gazetelerin tümünü okuyunca
Türkiye denilen absürd ortamdaki sa-
ğırlar diyaloğunun, dünyanın hiç bir
ülkesiyle kıyaslanamayacağını bir kez
daha anlıyorsunuz.
Bize en uygun diyalogları yazan
lonesco'ydu diye düşünüyorsunuz.
"Kel Şarkıcı" oyununda birisi
sorar:
"Kel şarkıcıyı gördün mü?"
"Evet!" der öteki. "Gördüm.
Saçlarını tarıyordu."
İşte bizim halimiz de saçlarını tara-
yan kelden farklı değil.

***

Hıristiyanların ünlü bir duası
"Göklerdeki babamız" diye
başlar.
Türkiye'nin "baba"sı da gökyü-
züne çıkınca, çevresine topladığı ga-
zetecilere pek ilginç sözler söyleme
alışkanlığındadır.
Gerçi o İsa Peygamber gibi gö-
ğe süzülmez, üstüne binip Miraca çı-
kacağı bir Burak da yoktur ama THY
Airbus uçağı bu iş için yeter de artar
bile.
Baba göklerdeyken, "Göklerde-
ki babamız" oluverir.

***

Göklerdeki babamız bu kez uçak
ta, pırlantalarla bezenmiş ay yıl
dızlı bir rozet takmış.
Ertuğrul Özkök'ün yazısından
öğrendiğimize göre bu pırlantalı rozet-
leri Cumhurbaşkanlığı hazırlatıyor-
muş. Bizim vergilerle yaptırılan bu pır-
lantalı mücevherler kimlere dağıtılıyor
acaba? Sadece bu pırlantalı rozet me-
selesi bile, demokratik bir ülkede bir
politikacının başına büyük dertler aç-
maya yeter ama burası Türkiye. Hal-
kın parasının hesabını kim soracak ki!

***

Pırlanta rozetli "göklerdeki ba-
bamız", demiş ki: "Mahkeme
kadıya mülk değildir!"
Çok güzel bir söz ama kadı, mah-
kemeyi terk etmemekte direnince an-
lamını kaybediyor.
Aslında bu ısrarı anlamak da
mümkün değil.
Meclisi ikna etmek, halkı inandır-
mak, basını hizaya getirmek mümkün.
Ama bir de doğa var.
Doğanın yasalarını nasıl değiştire-
ceksiniz?
Onu hangi metodlarla ikna ede-
ceksiniz?
Yunus Emre ne demiş; "Mal sa-
hibi, mülk sahibi / Hani bunun
ilk sahibi/Mal da yalan, mülk de
yalan / Var biraz da sen oyalan"
Süleyman Demirel adını taşı-
yan fani de aslında devlet yönetimin-
de epey oyalandı, umur gördü, ülke
yönetti.
Şimdi bir köşeye çekilme zamanı
gelmişken, niçin bu kadar ısrar ediyor
ve bu işi nereye kadar götüreceğini
sanıyor?

***

Demirel'in alternatifi de Mesut
Yılmaz!
Hani "ölümü gösterip sıtmaya
razı etmek" diye bir söz vardır ya!
Tam o durumdayız.
Demek koskoca Türkiye Cumhu-
riyeti, 70 milyon yurttaşının içinden
Cumhurbaşkanı olmaya layık birisini
çıkaramıyor ve bu yüzden koltuk Me-
sut Yılmaz'a kalıyor.
Hepimize bravo!