Anadolu köylüsünü Nâzım Hikmet kadar büyük bir sevgiyle, anlayışla bağrına basmış bir yazar bulamazsınız. Nâzım, bu halkı çok ama çok sevmiştir. Kurtuluş Savaşı’nda top mermisi taşıyan kadınlardan cephede çarpışanlara, İstanbul’un yoksul halkından pamuk işçilerine, bozkır insanlarından balıkçılara kadar uzanan büyük bir fresk yaratmıştır ve bu freskin içine yerleştirdiği insanları sonsuz bir sevgiyle anlatmıştır. Nâzım büyük bir şairdir. Politikanın acımasız dişlileri arasında parçalanmak istenmiş bir şair! Taşra politikasının bütün ayak oyunlarını uygulayan bir güruh, hiçbir zaman ulaşamayacakları ve anlayamayacakları bir estetik düzeyi ayaklar altına almayı becermişlerdir doğrusu. Sorun Nâzım’ın komünist olması değil, onun düzeyidir. Düzeyle düzeysizliğin karşılaştığı yerde mutlaka çarpışma olur. Tarihin belli bir döneminde Türkiye’de bu çarpışma Nâzım isminde odaklanmış ve komünizm kavgası olarak adlandırılmış. Oysa gerçek çatışma evrensel düzeydeki şair Nâzım Hikmet’le dünyadan kopuk, taşralı despotlar arasındadır.

***

Edebiyatçıların barış çığlığında, yüzyılları ve ülke farklarını aşan bir yücelik var. Benim düşünce dünyamda William Faulkner, Hacı Bektaş’ın torunudur. Çünkü 13. yüzyılda din ve ırk ayrımına karşı çıkarak dostluğu öğütleyen, şiddeti lanetleyen Hacı Bektaş öğretisi, 20. yüzyılda Joe Christmas adlı zenci-beyaz karışımı adamın linç edilişini anlatan Faulkner’la aynı frekansta buluşur. Yunus Emre, Walt Whitman’ın atasıdır. Michael Kohlhaas’ı yazan Kleist’la Köroğlu varyantları anlatan Anadolu ozanları aynı kaynaktan su içer. Homeros’un da kana kana içtiği kaynaktır bu. Ve insan bir kez bu nehirde yıkandı mı hiçbir savaşı sevemez.

***

İlk gençlikte romanların sarhoş edici dünyasına dalarak Alaska’dan Hindistan’a, Küba’dan Afrika’ya, Sibirya’dan Kamçatka’ya uzanan binbir serüvenin heyecanına kapılanlar dünyada bununla karşılaştırılabilecek çok az zevk olduğunu bilirler. Mançalı “huysuz ihtiyar” Don Kişot’un , kitaplardaki dünyayla gerçek dünyaya yer değiştirten hayal gücünün soluğunu hissetmişlerdir mutlaka. Rosinante’nin sırtında rüzgâra meydan okumuşlardır. Bu tutkuya kapılanlar, “bala düşmüş sinek” gibi, ömürlerinin sonuna kadar kitap okumayı bırakamazlar.