Kentte konuşulanlar anlamına gelen politika sözcüğü, gerçekten de meramını çok iyi anlatmakta. Çünkü politika olup bitenler değil, olup bitenler hakkında konuşulanların bütünüdür. Gerçek önemli değildir politika için. Gerçeğin nasıl yansıtıldığı önemlidir. Medya çağında, kimin kendini nasıl ifade ettiği, o kişinin gerçek düşüncelerinden daha öndedir. Bu yüzden kentte düşünmeye yatkın kişilikler, kentte konuşmaları yönlendirme sanatı olan politikayı pek beceremezler. Doğru bildiklerini söylemeye çalışırlar ama sonunda kendi sözlerinin yeniden biçimlendirilmesinden oluşan bir ucubeyle karşılaşır ve “bu ben miyim” sorusunu sormaktan kendilerini alamazlar. Çünkü politika, hem etimolojik anlamıyla hem de bugünkü gerçeğiyle bir dedikodu zinciridir.

***

Türkiye’de yaşayıp da ölüm üzerine düşünmemek imkânsız. İnsanlarımız Güneydoğu dağlarında ölüyor, mayına çarpıyor, trafik kazasında parçalanıyor, cinayetlere kurban gidiyor, hastalıklardan kırılıyor, hastane kapılarında can veriyor. Gün geçmiyor ki tanımadığımız ama “bizim” dediğimiz insanların ölüm haberleriyle sarsılmayalım. Ne var ki ölüm çok yakınınıza geldiğinde, sevdiğiniz birini, hele “sırasız ölüm”le sevgili bir çocuğu koparıp götürdüğünde, dünya, evren, yaratılış, varoluş üzerine düşünceleriniz yoğunlaşıyor, ölçeğiniz değişiyor: Dünyayı farklı gözlerle yorumlamaya başlıyorsunuz. Gündelik hırsların, sonu gelmez didişmelerin, yok edici kavgaların ne kadar anlamsız ve saçma olduğunu bir kez daha kavrıyorsunuz. Düşmanlarınıza bile kızmamayı öğreniyorsunuz çünkü zaten kısa bir süre sonra hepsi ölüp gidecek. Milyonlarca yıl içinde insan ömrü dediğin nedir ki! Bir kelebek ömründen bile kısa. Yunus’un “Bir göz açıp yummuş gibi” dediği ömürden söz ediyoruz.

***

İnsanın bilmediği şeylere metafizik (fizikötesi) demesi olağandır ama bu kavram çağlara göre değişir. Mesela 17. yüzyılın insanına elektrik kavramından söz etseniz, “metafizik” olarak algılardı. Babalarımıza, “Japonya’da konuşan bir insanın görüntüsü ve sesi, aynı anda odalarımızın içinde olacak” desek herhalde inanmazlardı. Bugün basit gelen bu buluşlar, o zaman metafizik kavramı içindeydi. Demek ki bugün bizim algı kabiliyetimizin dışında olan birçok şeye burun kıvırmamak, “bilimsel değil” diyerek ve insanoğlunun bilgi düzeyini bir matah zannederek reddetmemek gerekiyor.