Teknolojik buluşların dünyayı değiştireceği iddiası yeni değil. Hemen hemen her kuşak böyle bir dönem hazzına kaptırdı kendini. Stefan Zweig, çağdaşlarıyla birlikte, uçak denilen buluşun sınırları ve ülkeleri, dolayısıyla düşmanlıkları ortadan kaldıracağını savunuyordu. Öyle ya; uçak bütün sınırların üstünden uçtuğu ve bir anlamda sınır tanımadığı için, eski milliyetçi modeller nasıl devam edebilirdi? Derken ne oldu biliyor musunuz? Korkunç bir dünya savaşı patlayıverdi.
Büyük Helen filozofu Platon’a bizimkiler Eflatun der. Eflatun 2 bin 500 yıl önce oturmuş, bir ülkeyi kimlerin yönetmesi gerektiğini düşünmüş. Diyor ki: Bir toplumu yönetecek olan kişiler bu işe çok istekli olmamalı. Neredeyse gönülsüz kişiler arasından seçilmeli. Kendi paralarıyla, varlıklarıyla idare edebilecek durumda olmalılar. Filozoflar arasından seçilmeleri daha uygundur.
Bu ölçüler açısından baktığımızda bizim yöneticilerin durumu pek parlak görünmüyor. Hemen hepsi başa gelmeye ve ömür boyu başta kalmaya pek meraklı. Politika, ekmekleri, gıdaları olmuş. Bu işe ilk girdikleri sırada pek varlıklı değiller ama sonra etrafları, akrabaları, takım taklavatları ile birlikte zenginleşiyorlar. Felsefe ile uzaktan yakından ilgileri yok.
Akıllı bir adam, “Düşmanlarınızı öldürmeyin!” demişti. “Nasıl olsa ölecekler. Sadece biraz beklemeniz gerekiyor.” Carl Sagan’ın “soluk mavi bir nokta” olarak tanımladığı dünya yuvarlağının konukları durmadan değişmekte. Her elli atmış yılda bir yenileniyor konuklar. 10 yıl sonra, kendilerini kavganın, öfkenin şehvetine kaptırarak birbirlerinin boğazına sarılanların çoğu gitmiş olacak bu dünyadan. 20 yıl sonra biraz daha çoğu, 30 yıl sonra daha fazlası. Sonra hiçbiri kalmayacak! Ve bugünün başarı hırsıyla yanan, rakibini tepelemekten zevk alan muhteris yaratıkları “ne söylerler, ne bir ses verirler” dizesinin konusu haline dönüşecekler. Geride iyi bir isim bırakabilirlerse ne mutlu onlara. “Efendi adamdı. İyi bir insandı” diye mi konuşulacak arkalarından yoksa “Mendeburun, kavgacı, hırslı herifin tekiydi. Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzur!” mu denilecek?
